İnsanın bazen içindekileri yazamaması ve söyleyememsi gibi, dayanılmaz durumlar var! Söylemek istediklerin ve söylenecek o kadar söz var ama buna müsade yok ya da imkan!
Paylaşılması gereken ve zamana yenik düşen kelimeler, duygular ve ifadeler! İnsan istiyor ki; Al içimdekiler bunlar ve hepsi sana! demek istiyor! İstiyor,istiyor,istiyor ama yapamıyor!
Cehennemin zebanileri, her sokağın başını tutmuş, kelimelerin geçebileceği bir yer kalmamış! Zincirlerle bağlı her harf yanlızlığa! Bir güvercine versek sözlerimizi ve göndermek istesek, uçarken vurur bir vicdansız! Güneşe göndersek erir, geceye göndersek kaybolur! Susuz bıraksak kurur! Sözler vardır bazen işte, yazamassın söyleyemessin, anlatamassın! Elinden birşey gelmez! Çaresizce bakarsın ve mecburen susarsın! Susuzluğun söylemektir ve anlatmaktır ama yapamassın! Aslında yapmak istediklerin yani söylemek istediklerindir. Söylemek sadece bir kefil olsun diye söylemek! Yoksa tüm amaç gerçekleştirmektir sözleri! Zaten sadece söz ise hiç söylenmemeli! Yürek dayanmaz o zaman, sözde değil özde olmalı kelimeler! Ama buna birde izin vermeli anlar! Anlar çaresizliğe çivilediğinde düşünceleri, elinden gelmiyenlerle, elinden geldiğince yetinmeye çalışırsın! Zor anlardır ve bununla yaşamalısın!
İnsan bir kaya da çiçek bahçesi yaratmak ister, işte çaresizlikte buna benzer! Aslında imkan verseler ve müsade etseler, güneşi yeniden doğurur insan, önce avuçlarından ve sonra parmaklarından. Büyütür güneşi ve ışığıyla ısıtır istediklerini! Kalabalıklarda yanlız dolaşmak gibidir söyleyememek! Susmak gibidir haykırmak istediğinde! İdam sehpasında asılırken bile, bakmak gözlerine ve şunları söylemek istersin;
"Sana büyüttüm herşeyi çok yanlızdım ve susmak zorunda bırakıldım! Ama inan bana Haykırdım içimden sessizce!"
7 Ağustos 2008 Perşembe
6 Ağustos 2008 Çarşamba
Nasıl Delirdim?
Yaptığı işe yanlış sahip çıkan, ne ürettiğini bilmeyen, ürettiği veya pazarladığı mal hakkında bilgi veremeyen, bir ürünü satana kadar müşterisine değer verip daha sonra ortaya çıkan sorunlarda ortadan yok olan, karşısındakini resmen enayi yerine koyup kandıran insanlara ve firmalara sinir oluyorum!!!
Bu anlatacağım olay beş ay önce yaşadığım ve CHAOTIC GONDERİLER'de de anlattığım bir olaydır. Hazır yeri ve zamanı gelmişken tekrar burada gündeme getirmek istedim ki; -ve bu sefer isim de vereceğim- insanlar bu firmanın tavrını, bünyesinde ne tür insanlar barındırdığını öğrenip alışveriş yaparken dikkatli olsunlar ya da bence sinir komasına girmek istemiyorlarsa vazgeçsinler.
Yaklaşık beş ay önce internetten satın aldığım, bana kitaplık diye teslim edilen fakat koliyi açtığımda hayretle bir hurda satın almış olduğumu görmemle başladı mücadelem… "Biz size geri döneceğiz, lütfen bekleyin, hemen çözeceğiz…" türünden o anda müşteriyi yatıştırmaya yönelik ama esas amacı "baştan savma" olan cümleleri kaç kere duydum sayamam, bilmiyorum… İş dünyasında bulunmuş ve bu tarz konuşmaların nereye varacağını bilen bir insan olarak oturup onların bana geri dönmesini beklemedim tabii. Israrla bana verilmeyen genel müdürün cep telefonunu buldum önce… Sonra da kendisini… Beni şaşırtan ve hiç şüpheye yer bırakmayan bir ses tonuyla kitaplığın geri alınacağını ve yenisinin de ekspres bir kargoyla hemen bana ulaştırılacağını söyledi. Afalladım… Oysa ben kendimi tek silahımızın sözcükler olduğu bir dövüşün ortasına atmaya çoktan hazırlamıştım. Gerçekten de dediği gibi iki gün içinde yeni kitaplığıma kavuştum.
O sıralarda eşim bir eğitim için şehirdışında bulunuyordu ve kitaplığı kurmak için kendimi zorlamamam adına kendisini beklememi istedi. Durur muyum? Sabırsızlık, acelecilik, kafama koyduğumu gerçekleştirme tutkusu burcumun en baskın özelliği… Bir an önce kurup, içine en değerli kitaplarımı, üzerine de en güzel fotoğraflarımızdan birini yerleştirmek ve sonra elime aldığım bir fincan kahveyle karşısına geçip seyrederken dinlenmek… Kurarken aklımda hep bunlar vardı. Kitaplığın altı, ortası, rafları derken sıra yanlarına geldi. Önce sağ yanı taktım, sonra sol yan diye elime aldığım ikinci bir sağ yan parçayla başımdan aşağı kaynar sular döküldü. "Acaba ben mi bir hata yaptım?" diye, her şeyi baştan aldım, tersini çevirdim, döndürdüm, yatırdım… Hayır hata bende değildi. Bu sefer de sol yerine iki adet sağ parça gelmişti. Çaresiz bir çığlık attım önce… Sonra telefon trafiği başladı yeniden… Bu arada aldığım kitaplığınki kadar bir de telefon faturası ödedim.
Bir insanın kendi ürettiği mobilyayı bilmemesi kadar içler acısı bir durum olamaz; bana ısrarla o parçaların simetrik olduğunu, sağ-sol fark etmediğini, kibarca benim beceremediğimi anlatmaya çalışırlarken ben elimde telefon, duvarın köşesine çökmüş artık sinirimden hüngür hüngür ağlamaya başlamıştım. Beni sevmeyeni de severim ama beni anlamayanı sevmem… Dinlemeden, karşısındakinin ne dediği hakkında en ufak bir fikri olmadan sürekli konuşarak kendi doğrularını benimsetmeye çalışanları sevmem… Kendisini bir kez olsun karşısındaki insanın yerine koymayı hiç denememiş olanları sevmem… Dar görüşlüleri sevmem… Karşı tarafta hepsi vardı ve ben anlayamıyor olmasına daha fazla dayanamayarak telefonu kapattım. Niyetim bütün parçaları kocaman bir kutuya doldurup götürüp evimin önündeki çöpe öylece bırakmaktı.
Yüzüme buz gibi soğuk su çarparken cep telefonum çaldı. Arayan bayan haklı olduğumu, parçaların sağlı ve sollu olarak üretildiğini, bir yanlışlık yapıldığını ve bana hemen sol parçanın gönderileceğini, mobilya üretim merkezinde çalışan o beyin adına özür dilediğini söyledi. Mobilya üretim merkezinde çalışan… Baş üretim sorumlusu… Bu kitaplığı üreten şahıs… Hepsi beynimde dönüp duruyordu. Ne ürettiğini bilmeyen, parçalarını tanımayan, simetrik diye benimle iddialaşan ve beni beceriksizlikle suçlayan… Acaba böyle kaç kişi vardı; yaptığı işe yanlış sahip çıkan, ne ürettiğini bilmeyen, ürettiği veya pazarladığı mal hakkında bilgi veremeyen…?
Ben doğru parçanın artık bana ulaştırılacağından emin yine beklemeye başladım. Bir gün, iki gün, üç gün derken bir hafta... Tahmin edeceğiniz üzere tekrar aradım. En son beni arayan ve bana hak veren bayanla görüşmek bir türlü nasip olmadı ve ben bana hala o parçaların simetrik olduğunu fakat gene de bir adet sol yan parçanın bana gönderileceğini söyleyen insanlarla muhatap olmak durumunda kaldım. Tam üç hafta odanın orta yerinde yarım kurulmuş ve tamamlanması için bir adet sol yan parçaya ihtiyacı olan, baktıkça sinirlerimi bozan bir kitaplıkla yaşadım.
Bitti mi sanıyorsunuz? Keşke burada bitseydi... Peşin fiyatına 12 taksit diyerek yaptıkları kampanyayı unutup evet unutup kredi kartımdan tek çekim yaptıklarını ise ekstrem geldiğinde gördüm. Haksızlığa zerre kadar tahammülü olmayan bir insan olarak bunlara bir mail döşedim. Bana verdikleri cevap aynen şuydu:
"O kitaplık sağlı-sollu üretilmiyor, parçaları simetriktir. Biz kendimizde bir hata görmüyor ve bu suçlamaları kabul etmiyoruz. Ücretin tek çekim olması ilgili arkadaşın kampanyayı unutması sonucu ortaya çıkmış olup, "insanlık halidir, doğaldır" diyoruz. İyi günler."
İlgili arkadaşmış! Ne kadar da ilgiliymiş maşallah.
Yorum sizin...
ChaotiC
Ps:Bu firma perakende ve Koçtaş, Migros, Bim, Maxi, Office 1, Superstore, Tekzen gibi yapı market zincirlerine de satış yapmakta olan MMS Mobilyadır efendim.
Dünlük..
Dündü evet..
Bir otobüste idim. Tek başıma koltuğa keyifle kurulmuş. Sevdiklerimi ardımda bırakmış olmanın biraz hüznü, biraz burukluk, biraz biraz işte:)
Arka koltukta bir aile.
Küçük kızın miğdesi bulanıyor. Çıkarıyor da..
Yoo sakinim, miğdem de bulanmıyor üstelik :)
Ama küçük kız perişan, inliyor resmen. Annesinin sesini duyuyorum, sinirleri gergin hissediyorum. Aslında bağırmıyor, kızmıyor. "bana bir daha gezmeye gidelim anne deme, hiçbir yer yok sana.."
Dönüp bağırasım var, bastırıyorum.
Kendi isteği ile mi yaşıyor ki bunları?
Tam annesinin şefkatini beklerken, kelimelerle cezalandırmak.
Mola yerinde kötü kötü bakıyorum..
Rahatladım mı ?
Yokkk.
Onun için yazdım :)
vv.
Bir otobüste idim. Tek başıma koltuğa keyifle kurulmuş. Sevdiklerimi ardımda bırakmış olmanın biraz hüznü, biraz burukluk, biraz biraz işte:)
Arka koltukta bir aile.
Küçük kızın miğdesi bulanıyor. Çıkarıyor da..
Yoo sakinim, miğdem de bulanmıyor üstelik :)
Ama küçük kız perişan, inliyor resmen. Annesinin sesini duyuyorum, sinirleri gergin hissediyorum. Aslında bağırmıyor, kızmıyor. "bana bir daha gezmeye gidelim anne deme, hiçbir yer yok sana.."
Dönüp bağırasım var, bastırıyorum.
Kendi isteği ile mi yaşıyor ki bunları?
Tam annesinin şefkatini beklerken, kelimelerle cezalandırmak.
Mola yerinde kötü kötü bakıyorum..
Rahatladım mı ?
Yokkk.
Onun için yazdım :)
vv.
5 Ağustos 2008 Salı
Sinir Ötesi
Çok yakın dostumla araba da iki kişiyiz (Dilek-28) ...
birlikte çay bahçesine gidelim dedik.
Trafiğin tıkalı olduğunu gördüm az ilerde,yavaşladım.
Aracın biri köpeğe çarpmış,köpek yol ortasında öylece yatıyor.
Köpeği gelen araçlar çarpmasın diye kenardan geç işareti veriliyor.
''Kendimce her halde bir az dan köpeği çarpan araç sahibi alır,
kucaklar ve bir veteriner'e götürür'' diye düşünüp geçtim.
Çay bahçesine gittik.(köpeği gördüğümüz yerden 25km uzak)
Çaylarımızı içtik,sigaralarımızı telledik(2 saat)
Dönüyoruz ne görelim?
Köpeği yolun kenarına atmışlar,hayvan burnunu dikmiş yatıyor!Hayatta!
Bir bela okudum,ona çarpıp orada öylece bırakana...durdum.
Köpeği kucakladık,arabaya koyduk Dilekle,
Veteriner'e götürdük.(Vet.Şerefsizin teki,çok dayak yemiştir müşterilerinden.)El mahkum!
Hayvanı görünce ilk lafı,'sahipsiz mi bu' oldu.
Daha hayvanın kuyruğundan tutmadan 'kırık varsa masraflı olur'dedi.
-'Be dünyası para adam,gögsünde kalp yerine mok mu taşıyorsun ' demedim tabi,
-'Neyse ücreti öderim,İYİLEŞTİR!' demişim.
Köpek cağızın parabaz veteriner'e ameliyat masasından ettiği ahları gözlerinden okuyorum...
Neyse,
Köpeğin kalçası yarılmış,dikti.
Ön ayaklar kasılmış,kas gevşetici iğne yaptı.
(Allahtan kırık yok taytımıza kadar alacak yoksa!'
Beslenme reçetesi yazdı...
Kucakladık tekrar köpeği arabaya koyduk,barınağa götürücez...
Döndüm;
_'Ne kadar borcum' dedim
_'Normalde 150 ytl ama köpek sizin olmadığı için,insanlık yapmışınız 130 ytl yeter' dedi.
İçimden,
_'Bir iğne vurdun,3 dikiş attın Şerrefsiz' diyorum.
_Çarpar gibi attım parayı.
Aldık köpeği,barınağa götürüp teslim ettik...
Diyeceğim o ki;
Ben milyon dolarlık süs köpeğimi yıkattırıp,tırnaklarını kestirmeye,fön'e götürmüş olsam Amenna!
İnsanlık yapmışım,çaresiz bir can'a el uzatmışım.
Sende insanlık yap be şerefsiz Veteriner?
Bunca Para niye?Bir iğne,üç dikişe?
İşini Adam gibi yapmayan,
insanlığını para kazanma uğruna yitirmiş hayvanlardan Nefret ediyorum.
İşte buna sinir oluyorum...
birlikte çay bahçesine gidelim dedik.
Trafiğin tıkalı olduğunu gördüm az ilerde,yavaşladım.
Aracın biri köpeğe çarpmış,köpek yol ortasında öylece yatıyor.
Köpeği gelen araçlar çarpmasın diye kenardan geç işareti veriliyor.
''Kendimce her halde bir az dan köpeği çarpan araç sahibi alır,
kucaklar ve bir veteriner'e götürür'' diye düşünüp geçtim.
Çay bahçesine gittik.(köpeği gördüğümüz yerden 25km uzak)
Çaylarımızı içtik,sigaralarımızı telledik(2 saat)
Dönüyoruz ne görelim?
Köpeği yolun kenarına atmışlar,hayvan burnunu dikmiş yatıyor!Hayatta!
Bir bela okudum,ona çarpıp orada öylece bırakana...durdum.
Köpeği kucakladık,arabaya koyduk Dilekle,
Veteriner'e götürdük.(Vet.Şerefsizin teki,çok dayak yemiştir müşterilerinden.)El mahkum!
Hayvanı görünce ilk lafı,'sahipsiz mi bu' oldu.
Daha hayvanın kuyruğundan tutmadan 'kırık varsa masraflı olur'dedi.
-'Be dünyası para adam,gögsünde kalp yerine mok mu taşıyorsun ' demedim tabi,
-'Neyse ücreti öderim,İYİLEŞTİR!' demişim.
Köpek cağızın parabaz veteriner'e ameliyat masasından ettiği ahları gözlerinden okuyorum...
Neyse,
Köpeğin kalçası yarılmış,dikti.
Ön ayaklar kasılmış,kas gevşetici iğne yaptı.
(Allahtan kırık yok taytımıza kadar alacak yoksa!'
Beslenme reçetesi yazdı...
Kucakladık tekrar köpeği arabaya koyduk,barınağa götürücez...
Döndüm;
_'Ne kadar borcum' dedim
_'Normalde 150 ytl ama köpek sizin olmadığı için,insanlık yapmışınız 130 ytl yeter' dedi.
İçimden,
_'Bir iğne vurdun,3 dikiş attın Şerrefsiz' diyorum.
_Çarpar gibi attım parayı.
Aldık köpeği,barınağa götürüp teslim ettik...
Diyeceğim o ki;
Ben milyon dolarlık süs köpeğimi yıkattırıp,tırnaklarını kestirmeye,fön'e götürmüş olsam Amenna!
İnsanlık yapmışım,çaresiz bir can'a el uzatmışım.
Sende insanlık yap be şerefsiz Veteriner?
Bunca Para niye?Bir iğne,üç dikişe?
İşini Adam gibi yapmayan,
insanlığını para kazanma uğruna yitirmiş hayvanlardan Nefret ediyorum.
İşte buna sinir oluyorum...
2 Ağustos 2008 Cumartesi
Sokakta
Sokakta anne ve babalar görüyorum! Çocukları birşey istiyor diye onlara avazı çıktığı kadar bağırıyorlar! Çok sinir oluyorum ozaman işte!
Sokakta yürüken bir bayan, ayağı takılıp yere düşünce içim parçalanıyor! Kadınlar hiç bir şekilde hiç bir zaman zor durumda olmamalı. Onları zor durumda görünce sinir olmuyorum ama yüreğim dayanmıyor :(
Sokakta, günden gelen ya da okuldan çıkan ya da işten gelen ve kaldırımı boydan boya kaplayan ve bize geçmek için yer bırakmayanlara gıcccık oluyorum! Yaa gösteri yürüyüşü mü oluyo ne oluyo?
Sokakta birisine "Şşşştttt" diye seslenenlere gıccık oluyom! İsmi yok mu bu seslenilenlerin?
Sokakta yürürken, kaldırım taşının arasına kaçan suyun, taşın üzerine basmamla üzerime sıçramasına gıccık oluyom! Niden taşlar böle niden hı?
Sokakta yürüken bir bayan, ayağı takılıp yere düşünce içim parçalanıyor! Kadınlar hiç bir şekilde hiç bir zaman zor durumda olmamalı. Onları zor durumda görünce sinir olmuyorum ama yüreğim dayanmıyor :(
Sokakta, günden gelen ya da okuldan çıkan ya da işten gelen ve kaldırımı boydan boya kaplayan ve bize geçmek için yer bırakmayanlara gıcccık oluyorum! Yaa gösteri yürüyüşü mü oluyo ne oluyo?
Sokakta birisine "Şşşştttt" diye seslenenlere gıccık oluyom! İsmi yok mu bu seslenilenlerin?
Sokakta yürürken, kaldırım taşının arasına kaçan suyun, taşın üzerine basmamla üzerime sıçramasına gıccık oluyom! Niden taşlar böle niden hı?
Eğitimli Cahiller !

Şimdi ilk başta değindiğim konuyu biraz açmak isterim.
Sinir oluyorum! Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlara sinir oluyorum !
Neden mi? Çünkü atalarımız demişler ki, aptal dostun olacağına akıllı düşmanın olsun daha iyi. Çünkü akıllı düşmanla başa çıkabilmek için kendinizi geliştirmek durumundasınızdır, size bu düşman parayla satın alınamayacak şeyler öğretir aslında, en büyük öğretmen düşman ve de acılardır. Elbette ders almayı bilenlere.
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak ne yazık ki toplumsal hastalığımız. Kültür seviyesi medya ile, haber bültenleri ve gazete sayfalarıyla veya ordan burdan topladığı bir iki derme çatma bilgiyle belirlenen insanlar cirit atıyorlar her yerde. Ülkemizde herkes futbol hocası, herkes siyasetçi, herkes doktor, herkes bilimadamı, herkes ekonomist. Gel gör ki bunların çoğu kendi evini ve hayatını bile yönetmekten acizler. Kendi dallarında istisas yapmış uzmanlar arasında şov yapmayı bilemeyen ve yeterince sosyal olamayan insanlarsa aç. Çünkü onların uzmanlıklarını değerlendirebilecek kimse yok ki, herkes kendine benzeyeni ve işine geleni destekler nasılsa...
Ama bu tip insanlar yalnızca kendi gibileri arasında prim yapabilirler. Gerçekten konuyu bilenler arasında yeralmaları imkansızdır, sabun köpüğü gibi bir bilgidir sahip oldukları. Ama gün geçtikçe ülkemizde bu tip insanların sayısı artmakta. Yine bir düşünürün dediği gibi, "Bir ülkede küçük insanların gölgeleri büyük görünüyorsa, o zaman o ülkede güneş batıyor demektir..."
Bu tip insanlar derme çatma, önyargılı, zaman zaman taraflı ve de karmakarışık bilgileriyle (!) o denli mutludurlar ki, karşı bir görüşe tahammül bile edemezler. Bir kitabı baştan sona okumaya da tahammülleri yoktur asla..Ya başlar da bitiremez, ya da sadece tek bir görüşe ait olanı okuyup konuyu net kavrayamaz, yüzeysel ve taraflı bilgi sahibi olur. Peki ya kitaba ne hacet ! İnternet var ya? Internette herkes nasılsa her istediğini umarsızca yazıyor, savuruyor net çöplüğüne... Dezenformasyon da çabası, bilgilerin bile bile taraflıca ters yüz edildiği birçok yer var...
İşte ben hem cahil olup da bilgili gibi caka satan, hem de üstüne üstlük bir de inatçı, egoist ve önyargılı olan insanlara sinir oluyorum ! Onlar bizim en değerli şeyimiz olan zamanımızı ve enerjimizi çalıyorlar !
Elbette bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp. Herkes herşeyi bilmek zorunda da değil. Benim derdim bilmediği halde bilirmiş kisvesinde dolaşanlarla... Yani eğitimli cahiller ordusuyla alıp veremediğim var. İki süslü lafı ortaya atıp kenara çekilenlerle. Sorsan o lafın anlamını bile adamakıllı anlatamaz, ama karşısındaki zaten bilmiyorsa, o zaman rolünü iyi oynayabilir.
Bir de bunların şanslı olanları var. Bunlar için Çiçero demiş ki: " Hiçbir şey şanslı bir aptaldan daha sinir bozucu olamaz ! " :-)
Sevgi ve bilgi dolu günler diliyorum ! :-)
Arzu
Sinir oluyorum! Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlara sinir oluyorum !
Neden mi? Çünkü atalarımız demişler ki, aptal dostun olacağına akıllı düşmanın olsun daha iyi. Çünkü akıllı düşmanla başa çıkabilmek için kendinizi geliştirmek durumundasınızdır, size bu düşman parayla satın alınamayacak şeyler öğretir aslında, en büyük öğretmen düşman ve de acılardır. Elbette ders almayı bilenlere.
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak ne yazık ki toplumsal hastalığımız. Kültür seviyesi medya ile, haber bültenleri ve gazete sayfalarıyla veya ordan burdan topladığı bir iki derme çatma bilgiyle belirlenen insanlar cirit atıyorlar her yerde. Ülkemizde herkes futbol hocası, herkes siyasetçi, herkes doktor, herkes bilimadamı, herkes ekonomist. Gel gör ki bunların çoğu kendi evini ve hayatını bile yönetmekten acizler. Kendi dallarında istisas yapmış uzmanlar arasında şov yapmayı bilemeyen ve yeterince sosyal olamayan insanlarsa aç. Çünkü onların uzmanlıklarını değerlendirebilecek kimse yok ki, herkes kendine benzeyeni ve işine geleni destekler nasılsa...
Ama bu tip insanlar yalnızca kendi gibileri arasında prim yapabilirler. Gerçekten konuyu bilenler arasında yeralmaları imkansızdır, sabun köpüğü gibi bir bilgidir sahip oldukları. Ama gün geçtikçe ülkemizde bu tip insanların sayısı artmakta. Yine bir düşünürün dediği gibi, "Bir ülkede küçük insanların gölgeleri büyük görünüyorsa, o zaman o ülkede güneş batıyor demektir..."
Bu tip insanlar derme çatma, önyargılı, zaman zaman taraflı ve de karmakarışık bilgileriyle (!) o denli mutludurlar ki, karşı bir görüşe tahammül bile edemezler. Bir kitabı baştan sona okumaya da tahammülleri yoktur asla..Ya başlar da bitiremez, ya da sadece tek bir görüşe ait olanı okuyup konuyu net kavrayamaz, yüzeysel ve taraflı bilgi sahibi olur. Peki ya kitaba ne hacet ! İnternet var ya? Internette herkes nasılsa her istediğini umarsızca yazıyor, savuruyor net çöplüğüne... Dezenformasyon da çabası, bilgilerin bile bile taraflıca ters yüz edildiği birçok yer var...
İşte ben hem cahil olup da bilgili gibi caka satan, hem de üstüne üstlük bir de inatçı, egoist ve önyargılı olan insanlara sinir oluyorum ! Onlar bizim en değerli şeyimiz olan zamanımızı ve enerjimizi çalıyorlar !
Elbette bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp. Herkes herşeyi bilmek zorunda da değil. Benim derdim bilmediği halde bilirmiş kisvesinde dolaşanlarla... Yani eğitimli cahiller ordusuyla alıp veremediğim var. İki süslü lafı ortaya atıp kenara çekilenlerle. Sorsan o lafın anlamını bile adamakıllı anlatamaz, ama karşısındaki zaten bilmiyorsa, o zaman rolünü iyi oynayabilir.
Bir de bunların şanslı olanları var. Bunlar için Çiçero demiş ki: " Hiçbir şey şanslı bir aptaldan daha sinir bozucu olamaz ! " :-)
Sevgi ve bilgi dolu günler diliyorum ! :-)
Arzu
GEL DE SİNİR OLMA !!
Ne çok şey var sinir olunacak şu alemde yahu... Şöyle olduğun yerden sessizce çevrene bakıp (3 dakika kafi) , gayet rahat sinir hastası olabilirsin..
Zaten devrin gözde meslekleri psikolog'lukkk ve psikiyatr'lıkkk bence..Evet sevgili analar-babalar; ÖSS'ye giren evlatlarınızı bu mesleklere doğru itin-kakın ki ilerde paraya para demesinler !!!!
Gelelim benim Toplist'imeeeee
*Cahil insanlar beni sinir eder (özellikle okumuş cahiller). Gazetenin spor sayfasından başka bir sayfayı okumayan beyler, gazetenin magazin sayfasından başka bir sayfasını okumayan bayanlar, hepinize sinir olup ve hatta nefret ediyorum..Başka haberleri de bir zahmet okuyun ki bu memlekette neler oluyor, neler bitiyor vakıf olun..Üç kişi bir araya gelince çok şey bilirmiş gibi ukala ukala konuşup mangalda kül bırakmayarak kendinizi komik duruma düşürüyorsun..Komşundan duydugun sözleri, kahvedeyken yan masanın muhabbetini dinleyip te sahip olduğun düşünceleri bırak bir kenara..Oku, öğrende kendi düşünceni oluştur ve ona sahip çık..Bak o zaman bu memleketi kimse tutamaz...
* Karılarını aldatan kocalardan, kocalarını aldatan kadınlardan nefret ötesinde bir duyguyla nefret ederim..Ne aşağılıksınız sizler, midemi bulandırıyorsunuz..
* Yanında karısı, kızı, çoluğu, çömbeleği,manitası olan adamların diğer bayanlara yiyecekmiş gibi bakmaları beni sinir eder...
* Yanından geçerken, toplu taşıma araçlarında tepende dikilirken, sinemada-tiyatroda yanında otururken burnuna efil efil ter kokusu yollayan iğrenç insanlardan nefret ederim... Su-sabun yahuuu..Başka bir şeye gerek yok!!!!
* İnsanlara insan muamelesi yapmayan insanlara sinir olurum..Kapıcısına, bakkalın çırağına, arabasını parkeden valeye bağıran, çağıran, küfür eden sizler! Gidecek yeriniz yok sizin !!
Şimdilik bu kadar..İlerleyen zamanlarda kaldığım yerden devam edeceğim..
Sevgiler...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
