<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><rss xmlns:atom='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' version='2.0'><channel><atom:id>tag:blogger.com,1999:blog-5528132704992466826</atom:id><lastBuildDate>Fri, 27 Nov 2009 18:08:30 +0000</lastBuildDate><title>Alaaddinin Sinirli Ablası</title><description>Çok fazla sinir olunacak şey var! Erkeklerin odunluğuyla birlikte, zarif bir kadın gibi bakabilmek dünyaya. Bir örümceğin iç dünyası ve o'nun sinirli ablalarının falan yani :)</description><link>http://alaaddininsinirliablasi.blogspot.com/</link><managingEditor>noreply@blogger.com (ZehirliÖrümcek)</managingEditor><generator>Blogger</generator><openSearch:totalResults>58</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>25</openSearch:itemsPerPage><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5528132704992466826.post-5104593666406223076</guid><pubDate>Fri, 13 Mar 2009 08:02:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-03-13T01:02:40.816-07:00</atom:updated><title>İmgeleme!: ODTÜ Evrim'e Sahip Çıkıyor!</title><description>&lt;a href="http://imgetan.blogspot.com/2009/03/odtu-evrime.html"&gt;İmgeleme!: ODTÜ Evrim'e Sahip Çıkıyor!&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5528132704992466826-5104593666406223076?l=alaaddininsinirliablasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://alaaddininsinirliablasi.blogspot.com/2009/03/imgeleme-odtu-evrime-sahip-ckyor.html</link><author>noreply@blogger.com (ZehirliÖrümcek)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5528132704992466826.post-3702757782175275723</guid><pubDate>Sun, 01 Feb 2009 22:38:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-02-01T14:49:17.052-08:00</atom:updated><title>Duyuru</title><description>Sevgili Ablalarım,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun süredir pek ortalıklarda değilim. Bir taraftan "iş " sıkıntıları bir taraftan yeni proje derken iyice kendimi dağıttım :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu an Zehirliorumcek.net adresindeki blogumun yayınını durdurdum. Çünkü yeni projem olan &lt;a href="http://www.medyaalternatif.com/"&gt;http://www.medyaalternatif.com/&lt;/a&gt; adresindeki "Alternatif Haber Blogu" projesine başladım. Şu an için; Türkiye ve Dünya gündemindeki olayları "analiz" şeklinde yorumlayarak, gelişmelere alternatif bir bakış açısı ile izliyoruz. Genel içeriği haber, internet-teknoloji, medya-reklam, blog dünyası ve kurumlardan haberler olan blogum henüz kısa bir süredir yayında. Hem blog dünyasından hem de Ablalarımdan bazı isimlere "Köşe Yazarlığı" teklifinde bulundum. Sonra buradan tüm ablalarıma çağrıda bulunmak istedim. Sizlere şöyle bir davetim var;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi ilgi alanlarınızla ilgili olarak; Sinema, spor, moda, magazin, iletişim, güncel olaylar, haber yorum v.b gibi konularda, günlük-haftalık köşe yazısı yazabilirsiniz. Alaaddinin Sinirli Ablaları projemizin profosyonelliğe doğru gidiş aşamasında hepinizi &lt;a href="http://www.medyaalternatif.com/"&gt;http://www.medyaalternatif.com/&lt;/a&gt; adresine bekliyorum. Daveti kabul edip &lt;a href="http://www.medyaalternatif.com/"&gt;http://www.medyaalternatif.com/&lt;/a&gt; adresinde köşe yazısı yazmak isteyen ablalarım bilgi (@) medyaalternatif.com adresine yazılarını gönderebilirler. Ayrıca köşe yazarlığı bölümüne koyulacak bir de resim gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dediğim gibi, bu aralar kendimi çok dağıttım. İki tanede kitap yazmaya başladım. Umarım işlerimizde muaffak oluruz. Sevgi ve saygılarımla&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alaaddin - Zehirli Örümcek - Onur ALMIŞLAR&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5528132704992466826-3702757782175275723?l=alaaddininsinirliablasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://alaaddininsinirliablasi.blogspot.com/2009/02/duyuru.html</link><author>noreply@blogger.com (ZehirliÖrümcek)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>3</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5528132704992466826.post-8957242648159689166</guid><pubDate>Fri, 09 Jan 2009 12:03:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-01-09T04:09:54.434-08:00</atom:updated><title>HADİ YÜREĞİM SIRA SENDE</title><description>Öyle çok bölünüyor ki yüreğim her biri başka bir yaşamın gözleri. Başka başka yaşamların sözleri. Bakamadan kör edilen. Lal bilinen hiç duyulmadan, dinlenmeden...Şimdi uzatıp da versem sana artık görmeyen bu gözleri bakabilir misin kendi yüzüne. Yüzün olup da konuşabilir misin hiç duyulmamış sözlerle...Yeniden yaşayabilir misin.Yaşatabilir misin eski günleri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle çok kana bulanıyor ki ellerim su yerine kan akıyor artık musluklardan. Acı boşalıyor, gözyaşı yağıyor. Yıkadıkça daha da çoğalıyor. Daha da ölüm kokuyor. Oysa benim ellerim küçücüktü eskiden bilir misin. Bembeyaz, yağmur kokuluydu. Ama şimdi ölüm doldu. Uzatsam sana şimdi bu ölümden ağırlaşmış elleri, benim yerime taşıyabilir misin. Üşümüş parmaklarımı ısıtabilir misin. Silebilir misin ellerimin belleğinden ölümün rengini...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nasıl bir akıl tutulması. Bu nasıl bir yürek karmaşası bilmiyorum. Burası neresi, bu nasıl bir dünya...Toz duman. Kan revan. Gözyaşı elem. Boğuluyorum. Ölüyorum yavaş yavaş. Öldürüyorsun beni içinde. Kendi kendinin katili oluyorsun farkında mısın. Tepkisiz kaldığın her günün sonrasında, yitip giden yaşamların hesabını verebiliyor musun kendine. Olabilir misin geride birbaşına kalan yüreklerin acılarının merhemi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi yüreğim uyan artık. Kalk yerinden. Şimdi susma zamanı değil. Hadi tutun sende akıp giden hayata olması gerektiği yerden. Ben de varım de. Buradayım de...Ses ver ses verenlere. Bir ol. Bütün ol. Çığlık ol. Görmeyene göz, duymayana ses, bir ulusa yürek ol. Bir ulusun yüreği ol bir ve tek atan...Yaşamı ellerinden alınanların yaşamı ol bu dünya üzerinde...Onların bu dünyadaki hayat izi ol...Artık sıra sende...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HADİ YÜREĞİM ŞİMDİ SES VERME ZAMANIDIR. YİTİP GİDEN GENCECİK YÜREKLERİN HATRINA DAHA FAZLA GECİKME!!!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5528132704992466826-8957242648159689166?l=alaaddininsinirliablasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://alaaddininsinirliablasi.blogspot.com/2009/01/hadi-yreim-sira-sende.html</link><author>beenmaya.kirmizigunluk@gmail.com (beenmaya)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5528132704992466826.post-1425969247187565911</guid><pubDate>Wed, 31 Dec 2008 12:53:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-12-31T04:57:49.200-08:00</atom:updated><title>Mutlu Seneler</title><description>Klasik olduğu için, tüm insanlar birbirine;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Mutlu Seneler, Mutlu yıllar, iyi yıllar" derler. Tabiki en iyi şeyleri dilemek insanlığın bir gereği! Ama dünya ve yaşam iylik üzerine inşa edilmiş bir yer değil! Onun için;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mutluluğu yakalamaya çalıştığınız bir sene olsun,&lt;br /&gt;Mücadeleyi bırakmayacağınız bir sene olsun,&lt;br /&gt;Herşey kötü bile gitse asla pes etmeyeceğiniz bir sene olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar senede bir gün çok seviniyorlar, hani yeni bir yıl geliyor diye! Yeni bir yılın geldiği falan yok, aksine eskiye dair ne varsa silinip gidiyor. Aslında insan hergün kutlama yapmalı. Yataktan kalkınca, uyandığında "Hala yaşıyorum, ailemi, çocuklarımı, eşimi, sevgilimi, bilgisayarımı, havayı, suyu hala görebileceğim" diyerek şükretmeli ve sevinmeli. Yaşadığımız her an çok değerli...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanın zerresini bile titizlikle harcamanız dileklerimle. Tüm ablalarımın yeni yılı kutlu olsun. Abilerimin ve blog yazarlarının, dünyadaki tüm insanların...Sevgi ve saygılarımla.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5528132704992466826-1425969247187565911?l=alaaddininsinirliablasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://alaaddininsinirliablasi.blogspot.com/2008/12/mutlu-seneler.html</link><author>noreply@blogger.com (ZehirliÖrümcek)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>4</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5528132704992466826.post-3474051585403924057</guid><pubDate>Mon, 15 Dec 2008 08:06:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-12-15T00:11:27.184-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>beenmaya</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kırmızı günlük</category><title>GÜN SONU RAPORU</title><description>“Gün sonu alıyorum” dedim. “Ne alıyorsun diye şaşkın bir sesle sordu, anlamadı tabi haklı olarak. Telefonun çalıyor, açıyorsun ve “efendim” diyorsun. Arayan kişi sana selamsız sabahsız, açıklamasız “gün sonu alıyorum” diyor birden. Aslında arayan kişi sana demiyor onu, o sırada kendisine ne yaptığını soran Meltem’e (iş arkadaşı) söylüyor. Fakat bir yandan seni arıyorken -telefonu bu kadar çabuk açacağını beklemiyor elbet- bir yandan da arkadaşına laf yetiştiriyor. Derken sen aniden açıyorsun telefonu ve karşından bir ses “gün sonu alıyorum” diyor sana. Ben olsam ben de şaşırırım tabi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, “gün sonu alıyorum” dedim ben tekrar ona. Ve küçük bir açıklamayı hakettiğini düşünerek, küçük de bir açıklama yaptım. Yani işin en basit anlatımıyla “çeşitli bankalara ait pos makinalarından gün boyunca yaptığım bütün işlemleri ayrıntılarıyla gösteren işlem raporlarını alıyorum” dedim. Kırk yıldır tanışıyor değildik hatta yıl bile uygun bir zaman kavramı değildi tanışıklığımıza dair, ama biz kırk yıldır tanışıyormuş gibi, gerçekten günün sonunu getiren bir konuşma, gülüşme ve vedalaşma aşamalarını gerçekleştirip anlamsız başlayan ama anlamlı biten (en azından benim için) telefon konuşmamıza son noktayı koyduk. Yerimden kalktığımda en azından kırk yıldır tanıştığım çoğu insandan beni daha fazla anladığına emindim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elimde evraklarım muhasebenin yolunu tutmuşken bir yandan da kendi kendime konuşuyordum çoğu zaman yaptığım gibi. Kendi gün sonumu da alsam nasıl olur acaba diye düşünmeye başladım birden. Bedensel ve zihinsel faaliyetlerim için her gün “gün sonu” yapsam mesela. Duygusal, zihinsel, fiziksel raporlarımı sırasıyla akıl ve yüreğimden alsam. Sonra vicdanıma sunsam, “al işte bugünde böyle geçti bak bakalım ne var ne yok” diye. Eksik mi kalmışım çoğu zaman olduğu gibi yoksa fazlalığım var mı bir sonraki güne kalan. Ya da ucu ucuna eşitlemiş miyim bugünümü, ne karda ne zararda, ortalarda bir yerlerde yaşayıp gitmiş, tüketmiş miyim. Yarına ne bırakmışım, ne taşımışım bugünden. Yarından yana neye ümitlenmişim, heveslenmişim. Bak bakalım ne katmışım kendi ellerimle kendi yaşamıma, ve neleri atmış, azaltmışım kendimden. Hadi kendime olmadı diyelim, bir başka yaşama bir yararım dokunmuş mu acaba, kendim için olmasa bile bir başkası için iyi bir şey yapmış mıyım. Yoksa suya sabuna dokunmadan bir günü daha yırtıp atmış mıyım ömür denen bu sayfaları hızla tükenen takvimden...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu ve benzeri soruların cevaplarından oluşan uzun bir rapor sunsa bana vicdanım. Sonra ben o raporu okuyup, üzerinde iyi kötü düşünüp, artık “dün” olan bugünden alacağımı alıp, yarına doğru devam etsem. “Gün başı” yapsam yeni bir gün için mesela. Sil baştan, yine, yeni ve yeniden başlasam....Olur mu acaba. Neden olmasın ki. Gerçi bu soruların çoğunu zaten gün içinde sormuyor muyuz kendi kendimize. Yada geceleri tekbaşınalığımızı bu cevabı çoğu zaman bilinmeyen, bilinse bile nedense tam olarak verilemeyen sorularla boğup durmuyor muyuz. Sonra da sırf bu soruların ağırlığından kurtulmak için belki de, uykunun o sıcacık kollarına sığınıp da kaçmıyor muyuz kendimizden...Belki de bu cevapları erteleyerek aslında bütün bir yaşamımızı ertelemiş olmuyor muyuz. Ve her seferinde biraz daha eksik yaşamıyor muyuz hayatı olması gerektiğinden...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Telaşla çıktım muhasebeden. Yok yok vazgeçtim ben bu işten diye söylendim kendi kendime. Ucu bucağı gözükmeyen upuzun bir raporu düşünmesi bile yormuştu beni. Yok yok böylesi daha iyi. Ben kendi kendime hallederim duygularımı, düşüncelerimi, yaptıklarımı, yapacaklarımı, kendime dair ne varsa hepsini...İşleme, rapora, işin içine rakamların girmesine ne gerek var. Hem ben oldum olası matematiği de hiç sevmem...Bırakmalı, akıp gitmeli hayat bir su gibi ellerimden. Ben avucumda kalan su damlalarının değerini, o serinliği hissedeyim yeter...&lt;br /&gt;“Ne oldu ne bu suratının hali” diye sordu Meltem. Topladım pılımı pırtımı, “yok birşey” dedim, “işim bitti, çıkıyorum ben. Gün sonlarını muhasebeye teslim ettim.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5528132704992466826-3474051585403924057?l=alaaddininsinirliablasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://alaaddininsinirliablasi.blogspot.com/2008/12/gn-sonu-raporu.html</link><author>beenmaya.kirmizigunluk@gmail.com (beenmaya)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>6</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5528132704992466826.post-8054978286963543169</guid><pubDate>Tue, 02 Dec 2008 07:16:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-12-15T00:11:41.879-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>beenmaya</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kırmızı günlük</category><title>TEK BİR CÜMLE, KOCA BİR DÜNYA</title><description>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_EOnobYAkH8U/STTg6rQEaHI/AAAAAAAAAc0/PsiAZ8VSuU0/s1600-h/untbah.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5275088362204850290" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 100px; CURSOR: hand; HEIGHT: 144px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_EOnobYAkH8U/STTg6rQEaHI/AAAAAAAAAc0/PsiAZ8VSuU0/s400/untbah.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Varolan kitaplığım dışında annemin tüm söylenmelerine karşın yatağımın başında oluşturduğum küçük çaplı bir başka kitaplığın üzerinden ilk kitabı çekip alıyorum.Latife Tekin, Unutma Bahçesi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kitap ilk olarak ismiyle dikkatimi çekmişti ama rastgele açıp da okuduğum tek bir cümle sayesinde alıp okumuştum. Hani bazen tek bir söz, bakış, dokunuş yeter ya, içinde koca bir dünya saklıdır aslında, bana da tek bir cümle yetmişti işte bu kitapla aramda tarifi olmayan güçlü bir bağ kurmaya...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne tesadüf ki şimdi de ilk olarak sevgili &lt;span style="color:#990000;"&gt;voodoo girl&lt;/span&gt;’ün sayfasında rastladığım, sevgili &lt;span style="color:#990000;"&gt;Nily&lt;/span&gt;’in de sihirli değneğiyle dört bir yana dağıtıp yaydığını gördüğüm, bana göre gelmiş geçmiş en güzel mim olan bu oyun için yine tek bir cümle yazmam gerekiyor. İşte 56. sayfadaki içinde koca bir dünyanın saklı olduğu 5. cümle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;“Unuttuğum şeylerin üzüntüsünü pek duymam artık ama yorgunluğunu hissettiğim olur”&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Unutmakla ya da benim lügatımdaki karşılığı olan ‘unutmuş gibi yapmakla’ ilgili söylenebilecek o kadar çok şey var ki...Ama ben tek bir cümlenin içine sığmış olan bu koca dünya üzerine başka bir söz söylemek istemiyorum. En azından şimdilik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mim bir oyun gibi. İsteyen herkes oynayabilir, kimseye paslanmıyor. Tek yapmanız gereken;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;*&lt;/span&gt;Kendinize en yakın kitabı almak&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;*&lt;/span&gt;Sayfa 56’yı açmak&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;*&lt;/span&gt;5.cümleyi bulmak&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;*&lt;/span&gt;Cümleyi bu kurallar ile birlikte yayınlamak&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;*&lt;/span&gt;En sevdiğiniz, en moda veya en entellektüel kitabı seçmeyip, en yakınınızdakini almak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte kurallar bu kadar. Peki ya sizin tek cümledeki koca dünyanız hangisi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5528132704992466826-8054978286963543169?l=alaaddininsinirliablasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://alaaddininsinirliablasi.blogspot.com/2008/12/tek-bir-cmle-koca-bir-dnya.html</link><author>beenmaya.kirmizigunluk@gmail.com (beenmaya)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_EOnobYAkH8U/STTg6rQEaHI/AAAAAAAAAc0/PsiAZ8VSuU0/s72-c/untbah.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>4</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5528132704992466826.post-5580557607817963655</guid><pubDate>Sat, 29 Nov 2008 22:09:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-12-15T00:11:08.006-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>beenmaya</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kırmızı günlük</category><title>BURASI NERESİ?</title><description>Ne kadar çok seviyoruz hemen her konuda ahkam kesmeyi. Ne çabuk “uzman” kesiliverip, kendi “uzman” görüşümüzle iki satır yazıdan kimin nasıl bir insan olduğunu tahlil edebiliyoruz bir çırpıda. Ve bununla yetinmiyoruz, vardığımız kişilik tahlillerine göre, karşımızdaki insanlar adına nelerden anlayıp hangi konular hakkında fikir yürütebileceklerine dair kararlar verebiliyoruz. Yazacakları, yazmaları gereken konuları gösterip, onları yönlendirme hakkını görebiliyoruz kendimizde. Tüm bunları yaparkenki çıkış noktamız ise koskoca yaşamların, paylaşılmak adına bizlere sunulan, gözlerimize yansıtılan ufacık bir bölümü sadece…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durup şöyle bir düşünmemiz gerek diye düşünüyorum aslında. Burası neresi, ve biz burada ne yapıyoruz? Öncelikle hepimizin bildiğine emin olduğum ama hatırlamamızda fayda gördüğüm “blog” kelimesinin anlamını tekrarlamak istiyorum; blog, İngilizce "web" ve "log" kelimelerinin birleşmesinden oluşan weblog kavramının zamanla yaygınlaşmış adıdır. Blog, teknik bilgi gerektirmeden, kendi istedikleri şeyleri, kendi istedikleri şekilde yazan insanların oluşturdukları, günlüğe benzeyen web sitelerine verilen addır (Vikipedi).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu açıklamadan yola çıkarsak burada hepimiz kendi isteğimizle yer alıyoruz, kendi yaşamımızdan kesitleri kendi dilimizle yazıya döküp paylaşıyoruz, bilgi ve gözlemlerimizi ortaya koyup, önerilerimizi sunuyoruz, yani bir nevi günlük tutuyoruz ki blogun oluşma amacı da bu değil midir zaten? Adı günlük olsa bile, biz burada sadece “gün”ümüzü değil, “dün”ümüzü, “yarın”ımızı da yazıyoruz. Sadece olan biteni değil, dilimizin döndüğünce, kalemimizin yettiğince olacak biteceği de anlatıyoruz. Zaman ve mekan kavramı olmaksızın kurulan hayallere bir ucundan ortak olup, kuracağımız hayallere hazırlıyoruz kendimizi. Hepimiz, genelde bilgimiz, becerimiz olduğu konu veya konularda sunarken düşüncelerimizi, yeri geldiğinde de bize çok uzak görünebilen bir konuda bile söyleyecek bir çift sözümüz olduğundan, yazılacak iki satır hakkımızı kullanıyoruz doğal olarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizler burada yaşadığımız “an”ları, “anı”ları anlatırken, duygu ve düşüncelerimizi dile getirirken yaşamımızın tamamını sermiyoruz gözler önüne. İşte sanırım yanılgıya düştüğümüz noktada burası. Biz sadece yaşamımızdan bir kesiti yansıtıyoruz bu satırlara, yaşamımızdan kendi şeçtiğimiz bir bölümü, kendi dilimizle, kendi kalemimizle anlatıyoruz. Bir yap-boz oyununun tek bir parçası ortaya koyduğumuz, resmin tamamı ise sadece bizde. Peki o halde, yazılan tek bir paragrafla, anlatılan tek bir öyküyle birbirimize şekil vermek, birbirimizi kalıplara sokup kişiliklerimize tanım bulmak niye? Tek bir parçadan yola çıkıp, diğer parçaların nerede ve nasıl olduğuna dair en ufak bir fikrimiz dahi yokken kendi kendimize koskoca bir resmi oluşturmak ve işte budur demek ne kadar doğru? Görünen sadece buzdağının üst kısmıyken ve asıl derin asıl gerçek olan kısım hala suyun altındayken hem de…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her yaşamın bir öyküsü vardır ve her öykünün de bir kahramanı. Bu yaşamın bir yerinden tutunuyorsak eğer, bir coğrafyada yaşıyorsak, nefes alıyor ve görüyorsak gökyüzünü, hepimiz birer kahramanızdır kendi öykülerimizde. Ve yaşadığımız, gördüğümüz müddetçe hepimizin her konuda söyleyeceği iyi veya kötü bir çift laf, karalayacağı bir iki satır, dile dökeceği bir öykü mutlaka vardır kendine göre. Matematik yarışmalarında elde ettiğimiz birinciliklerin “sözel” kavramına yenik düştüğü, ilçe gazetelerinde yayınlanan şiirlerimizin “sayısal” arenada yer bulmadığı lise sıralarında değiliz ki artık, sözelci olduğumuz için matematikten anlamadığımız, sayısalcı olduğumuzda da iki çift lafı bir araya getiremediğimiz tanımlamalarına maruz kalalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burası sözlerin, dillerin, akıl ve yüreklerin yarıştığı, yarıştırıldığı er meydanı değil. Ne blog sayımızın fazlalığı önemli burada ne de hangi konuda, hangi başlık altında neyi ne kadar yazdığımız? Olumlu-olumsuz her türlü eleştiriye ve yoruma tabi ki varız, olmalıyız da ama sınırlamaların, gereksiz tanımlamaların, kişisel tahlillerin, ahkam kesmelerin, gereksiz hırsın burada işi yok bence, olmamalı. Bu bir sınav değil arkadaşlar, bu işin sonunda not almayacağız, sınıfı geçmek yok, terfi etmek, maaşımıza zam gelmesi, yeni bir aşk, yaşam kalitemizin değişmesi söz konusu değil. Biz burada sadece okuyoruz, yazıyoruz ve yaşıyoruz. Gözümüzün gördüğü, dilimizin döndüğü, elimizin yettiği kadar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte en çok böyle zamanlarda çocuk olmayı özlüyorum. O sınırsız, tanımsız, kalıpsız, sadece oyunlar oynadığımız, her türlü hatamızın çocukluğumuza sayıldığı yargısız, masumane ve telaşsız günlerimizi…Her şeyi ve herkesi olduğu gibi görüp kabul edebilen gerçek ama çocuk aklımızı, kocaman çocuk yüreğimizi, karşılıksız bağlılığımızı ve sevgimizi…Büyüdük, ve birçok şeyi geride çocukluğumuzda bıraktık artık. Yaşamın ağırlığı yeteri kadar acıtmıyor mu zaten canımızı o zaman bırakın hiç olmazsa burada, bu sayfalar bir yanımız çocuk kalsın…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOT: Bu yazı şahsi değil tamamen hissidir. Son dönemlerde yayınlanan blog ve yorumlarda sezdiklerime yönelik yazılmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5528132704992466826-5580557607817963655?l=alaaddininsinirliablasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://alaaddininsinirliablasi.blogspot.com/2008/11/burasi-neresi.html</link><author>beenmaya.kirmizigunluk@gmail.com (beenmaya)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>12</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5528132704992466826.post-5410443349429081990</guid><pubDate>Mon, 24 Nov 2008 10:02:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-12-15T00:11:59.627-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>beenmaya</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kırmızı günlük</category><title>UYAN, KAFAYI YE, SONRA DA AKLINI BAŞINA TOPLA!!!</title><description>&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5528132704992466826-5410443349429081990?l=alaaddininsinirliablasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://alaaddininsinirliablasi.blogspot.com/2008/11/uyan-kafayi-ye-sonra-da-aklini-baina.html</link><author>beenmaya.kirmizigunluk@gmail.com (beenmaya)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5528132704992466826.post-8027015351314924203</guid><pubDate>Fri, 21 Nov 2008 12:27:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-12-15T00:12:29.754-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>beenmaya</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kırmızı günlük</category><title>SAYISAL LOTO DEĞİL SAYISAL HAYAT!</title><description>Bir yanda bir tekstil atölyesinde işsiz kalmamak için nelerden vazgeçersiniz sorularına işçilerin verdiği cevaplar; “Bir süre sigortam ödenmese de olur, yemeğimden, diğer sosyal haklarımdan da kesebilirler. Hatta maaşımın yarısını almaya bile razıyım yeter ki işten çıkarmasınlar.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer yanda Zonguldak’ta alınacak 3000 maden işçisinin 20.000 başvuru arasından noter huzurunda yapılan çekilişle seçiliyor olması. Başta fiziksel dayanıklılık olmak üzere pek çok elemeden geçirilen, içlerinde üniversite mezunlarının da olduğu adaylar şimdi 25 Kasım’a kadar yapılacak olan çekilişte şanslarını arıyorlar. Hediye için değil, çalışmak için, yaşamak için....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonrasında bir milletvekilinin yalandan bile olsa sunduğu öneri; “Krizi halkımızla birlikte hissetmek, onlarla beraber yaşamak lazım. Mesela maaşlarımızın yarısını almayalım.” Ve bu öneri karşısında yüzlerinin atan rengini saklayamasalarda kelimelerini üsturuplu seçmeyi başarıp tebessüm eden diğer vekillerin tepkileri; “Arkadaşımızın tuzu kuru galiba, herhangi bir maddi sıkıntısı yok, hiç öyle şey olur mu?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi seçtiklerimiz tarafından hakkımız olanı yaşayabilmek için seçiliyoruz. Sayısal hayat bu yaşadığımız. Noter huzurunda yapılan çekilişte numarası çıkan yaşamaya(!) hak kazanıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5528132704992466826-8027015351314924203?l=alaaddininsinirliablasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://alaaddininsinirliablasi.blogspot.com/2008/11/sayisal-loto-deil-sayisal-hayat.html</link><author>beenmaya.kirmizigunluk@gmail.com (beenmaya)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5528132704992466826.post-4608983616911295431</guid><pubDate>Tue, 18 Nov 2008 21:25:00 +0000</pubDate><atom:updated>2009-05-12T16:02:14.207-07:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>insan</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>problem</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>sinir olunan şeyler</category><title>Erdemli Olmak</title><description>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_ZSlS9EHeSQw/SSMw96Fw8sI/AAAAAAAAA_E/54qso1KLD_w/s1600-h/angel__by_greenfroggies.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 115px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_ZSlS9EHeSQw/SSMw96Fw8sI/AAAAAAAAA_E/54qso1KLD_w/s200/angel__by_greenfroggies.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5270109829077201602" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İnsanoğlu denen varlık ne kadar tuhaf.Bunca yaşa geldim,çeşit çeşit insan gördüm,tanıdım, şaşırdım, şok oldum. ''Artık bundan ötesi,daha beteri yoktur!'' diye son noktayı koydum. Ama ne yazık ki bitmemiş, bitmiyor, bitmeyecek..&lt;br /&gt;Gün geçmiyor ki yeni bir zavallı tanımayayım. ''Zavallı''demekten başka tabir gelmedi aklıma bu arada. &lt;br /&gt;Ama ne demem gerektiğini inanın ki bulamadım.&lt;br /&gt;İnsan olma özelliğinin zerresini bile taşımayan bir yaratığa en uygun yakıştırma bu bence. Böylelerini hasta ruhlu, acınası bir kişilik olarak gördüğümden olsa gerek..&lt;br /&gt;Mütevazı olmak..Bir insanda bulunması gereken en güzel özelliktir, erdemdir. İyi bir aile terbiyesi almış, kendini bilen, ruhu güzelliklerle ve insan sevgisiyle dolu bir insan asla kendini büyük görmez. Durduk yerde kimseyi küçümsemez, kendini bir halt zannetmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyüklük hastalığına yakalanmakla yakından ilgili bir şey bu. Kendinde var olduğunu sandığı birkaç sıradan özellik, kişilik bozukluğuna zaten yatkın olan böyle insanları derhal değiştiriyor ve insanları küçümseyip tepeden bakmasına yol açıyor.&lt;br /&gt;Ne acınası bir durumdur bu Yarabbim! Bu insanlardan çevremde o kadar çok gördüm, tanıdım ki sanki sıraya girdiler.&lt;br /&gt;Tecrübeyle sabittir ki aşağılık duygusuna sahip insanlar mütevazılıktan zerre kadar nasibini alamıyor ve kimlik arayışına girip durduklarından kişilikleri bir türlü oturmuyor.&lt;br /&gt;''Ben olmasam asla olmaz !'' zannetme huyları gelişmiş, ''Küçük dağları ben yaratttım..'' edalarında, yanlışlarını asla kabul etmeyip inatla savunan, genellikle de en yakınları dahil kendinden başka hiç kimseyi beğenmeyen tipler bunlar.&lt;br /&gt;Girdikleri her topluma nifak tohumları saçmadan duramadıkları yetmezmiş gibi, ''kendinde olan kimsede olmasın'' huyları da gelişmiş durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de dikkat edin, eğer bu tip bir insan servet veya belirli bir yetkiye sahipse etrafında bol miktarda ''yalaka'' mevcuttur. Ve bu yalakalar onları son derece memnun eden tamamlayıcı unsurları,parçalarıdır. Onlarsız asla yapamazlar.&lt;br /&gt;İşin kötüsü yalakaları onlardan daha da zavallı birer kişilik bozukluğu vakasıdır.&lt;br /&gt;Ama günün birinde söz konusu servet ya da yetkileri ellerinden gittiğinde derhal terkedilirler. Zaten bunu en başta kendileri biliyordurlar. Ama böyle yaman çelişkiler onlar için önemsizdir.&lt;br /&gt;Müthiş kıskançtırlar. Durduk yerde dünya iyisi bir insanın sahip olduğu en ufak bir güzellik batar onlara, kıskanıp hemen aleyhinde konuşmaya, zehir saçmaya, eleştirmeye başlarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimileri de gizliden gizliye yaşar bu duyguları ve her an sırtından vurmaya hazırdır kıskandığı o zavallı insanı.&lt;br /&gt;Efendim,gurura ve kibire kaptırmasın kimse kendini. Mütevazı olalım ki her zaman kazanalım. Üzerimizde güzel özellikler, erdemler toplayalım. Kalıcı olsun mümkünse...&lt;br /&gt;İnsan tanımak için psikoloji okumak gerekmiyor bence. Şaşkınlıkla izlediğimiz değişik insan davranışları bizde böyle bir birikimi sağlayabiliyor.&lt;br /&gt;Hem de teorik değil, uygulamalı, şaşırtıcı, son derece kalıcı bir biçimde. Uzman olup çıkıyorsunuz işin özünde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette ki mütevazı olmanın da bir ayarı var. Yani alçakgönüllü olayım derken kendimizi de küçük durumlara düşürmemeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son satırlara gelmişken; tanımış olduğum kalbi insan sevgisi,iyilik ve güzellikle dolu sınırlı sayıdaki değerli insana teşekkür ediyor, sevgilerimi gönderiyorum. İyi ki varsınız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5528132704992466826-4608983616911295431?l=alaaddininsinirliablasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://alaaddininsinirliablasi.blogspot.com/2008/11/erdemli-olmak_18.html</link><author>noreply@blogger.com (Zeugma)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_ZSlS9EHeSQw/SSMw96Fw8sI/AAAAAAAAA_E/54qso1KLD_w/s72-c/angel__by_greenfroggies.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>5</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5528132704992466826.post-7603136401854975697</guid><pubDate>Tue, 18 Nov 2008 11:12:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-12-15T00:12:49.268-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>beenmaya</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kırmızı günlük</category><title>"ADAM" OLAN KİM?</title><description>Adam; sözlük anlamı insan, erkek kişi, kadın karşıtı...Bunlar dışında; birinin yanında ve işinde olan kimse, birinin sözünü dinleyen, nazını çeken kimse, kayırıcı veya bir alanda derin bilgisi olan ya da bir alanı benimseyen gibi yan anlamları da mevcut. Ha bir de “iyi yetişmiş, değerli, iyi huylu, güvenilir” kimselere de “adam” deniyor. “Adam gibi adam”, “bir işi, eylemi adam gibi yapmak” ve benzeri tamlamalardan bahsetmeye ise gerek yok sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet bunlar TDK’da yer alan tanımlar. Ama son günlerde yaşanan olayları düşündüğümde benim aklımın lügatında ne yazıkki “adam” kelimesinin karşısında hiçbir şey yazmıyor. Yok. Koca bir boşluk var sadece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl olsun ki siz 78 yaşında 10 çocuk, 40 torun sahibi olup da 11 yaşındaki bir kız çocuğunu uluorta taciz edenlerden, namus kavramını ağızda sakızmışcasına kullanıp da kendi öz kızlarına gözünü kırpmadan tecavüz edenlerden, “gazeteci” sıfatı altında kendi düşünceleriyle bağdaşmayanlar hakkında gayet rahat bir şekilde “pornocu” yakıştırmalarında bulunabilenlerden “adam” diye bahsedebilir misiniz...Sahi siz 14 yaşındaki bir kız çocuğunun bile sahip olduğu(!) ruhsal ve bedensel olgunluğa verdikleri kararlarla, yaptıkları işlerle, düşünceleriyle ulaşamamışlara nasıl hitap edersiniz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ya kendimize ne demeliyiz...Bir zamanlar her dile geldiğinde, getirildiğinde “ah, vah” deyip anında unutuverdiğimiz acılar, insanlık dışı davranışlar, saçma sapan kararlar artık kapı komşumuz olmuşken, hemen gözümüzün önünde yaşanıyorken, gözümüzü kapatsak kokusunu duyuyorken ve hala hiçbir şey yapmıyorken bizler ne kadar “adam”ız acaba...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz daha bir filmi eleştir(ebil)mek yerine, süslü püslü kelimelerle oluşturduğumuz altı boş cümleleri “ötekileştirmek” için, birimizi diğerimizden keskin sınırlarla ayırmak için kullanaduralım “adam”lık elden gidiyor arkadaşlar farkında mısınız....Altı gitgide boşalıyor “adam” kelimesinin, içi çürüyüp gidiyor, küfleniyor...Ve bizler bu halimizle utanmadan Atatürk’ün “insan”lığını tartışıyoruz. Yazık çok yazık...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5528132704992466826-7603136401854975697?l=alaaddininsinirliablasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://alaaddininsinirliablasi.blogspot.com/2008/11/adam-olan-kim.html</link><author>beenmaya.kirmizigunluk@gmail.com (beenmaya)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5528132704992466826.post-5803332776156548217</guid><pubDate>Thu, 13 Nov 2008 23:55:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-12-15T00:13:09.864-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>beenmaya</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kırmızı günlük</category><title>ARADAKİ 7 FARKI BULUN!</title><description>*Ankara’da bazıları çocuk olmak üzere 9 kıza tecavüz ettiği iddiasıyla tutuklanan Devlet Opera ve Balesi sanatçısı Şahin Öğüt’ün 2001’de de yine aynı suçtan yakalandığı halde babasının emniyet müdürü olmasının etkisiyle gözaltına bile alınmadan yargılanıp beraat ettiği öne sürüldü. Tekrar yakalanmasında önemli bir rol oynayan davanın mağdurlarından F.O.’nun ifadesine göre ise; Ankara Ağır Ceza Mahkemesi kendisinin “bakire olmamasını” Öğüt’ün beraat gerekçelerinden biri olarak saydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*14 yaşındaki B.Ç.’ye cinsel istismarda bulunduğu gerekçesiyle yargılanan ve 6 aydır cezaevinde bulunan Vakit gazatesi yazarı Hüseyin Üzmez, Adli Tıp’tan istenen ve 40 gün içersinde hazırlanıp gelen rapordaki, B.Ç’nin yaşananlardan dolayı bedensel ve ruhsal sağlığı anlamında herhangi bir sorunu olmadığı bilgisine dayanılarak serbest bırakıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*İzmir’de 14 yaşındaki Sercan Bodruk’un okul dönüşü servis minibüsünün altında kalarak ölümüne sebep olmaktan 6 yıl hapis istemiyle yargılanan ve geçen duruşmada tahliye edilen sürücü Necati Özsoy, bilirkişi ve adli tıptan gelen 2 ayrı rapor sonucuna göre 8/2 kusurlu bulundu. Ölen Sercan Bodruk’un ise “asli” kusurlu ilan edildiği duruşma dosyadaki eksikliklerin giderilmesi için ertelendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Aksaray’in İncesu Beldesinde 13 yaşındayken nikahsız olarak evlendirilip 14 yaşında anne olan A.Y’nin erken yaşta çocuk sahibi olmasına yönelik polisin açmış olduğu soruşturma devam ederken aynı hastanede aynı gün 15 yaşındaki N.C.’nin de doğum yaptığı öğrenildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*Digitürk’ün Süper Lig’deki maçların yasadışı olarak yayımlanmasından dolayı Diyarbakır 1.Sulh Ceza Mahkemesi’ne yaptığı şikayet başvurusu sonrasında Türk katılımcılarına kapatılan blogger ve blogspot uzantılı tüm blogların “eksik evrak” nedeniyle kapatma kararının yürütülmesi durduruldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar son günlerde yaşananlardan sadece bazıları. Şahin Öğüt davasının mağdurlarından F.O. tecavüz şikayetinde bulunmak için “bakire olması” gerekliliğini öğrenmiş midir, 14 yaşındaki B.Ç. sahip olduğu yaşından büyük “bedensel ve ruhsal olgunluğuna” daha neleri sığdıracaktır, kendi canı neredeyse hiçe sayılmış olan 14 yaşındaki Sercan’ın en azından organlarıyla hayat bulan 6 kişinin yaşamı bundan sonra önemsenecek midir, kendileri büyümeden bebek sahibi olan 13 yaşındaki A.Y. ile 15 yaşındaki N.C. çocuklarını vatana millete hayırlı birer evlat olarak yetiştirebilecekler midir, sık sık tekrarlanan “kapatılma” kararları bir gün sona erecek midir bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var ki bu birbirinden bağımsız gibi gözüken olayların temelinde, aslında benzer hatta aynı sorunlar yer almakta...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorunlar belli olduğuna göre peki ya çözümler nerede???&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5528132704992466826-5803332776156548217?l=alaaddininsinirliablasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://alaaddininsinirliablasi.blogspot.com/2008/11/aradaki-7-farki-bulun.html</link><author>beenmaya.kirmizigunluk@gmail.com (beenmaya)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5528132704992466826.post-3090703119248873054</guid><pubDate>Wed, 05 Nov 2008 13:25:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-12-15T00:13:29.681-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>beenmaya</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kırmızı günlük</category><title>SANSÜRLENEN SADECE BLOGLARIMIZ MI?</title><description>Burası benim evim. Yaklaşık 3 ay olmuş taşınalı. Bir güzel yerleşmişim, emek vermişim,varolanların yerlerini değiştirip yeni yeni eşyalar yerleştirmişim, bir sürü misafir ağırlamışım, kimisinde bir kahve içimlik, kimisinde uzun sohbetler eşliğinde kendiminki gibi bir sürü eve misafir edilmişim. Yaşayıp gidiyorum işte böyle kendimce. Derken birgün evime geliyorum, anahtarımı kilide takıyorum ama dönmüyor. Kapı açılmıyor bir türlü. Pek beceriksizim ya bu konularda, söylene söylene birkaç kere daha deniyorum ama yok, her yer kapı duvar. Kendi evime giremiyorum. Sonra kapının altında bir zarf buluyorum. Ve içinde hiçbir açıklama olmadan “artık evime giremeyeceğim” yazıyor. Hiçbir şey anlamadığım için şaşkınlıkla sağa sola, arkadaşlarıma danışıyorum ve onlarında aynı durumdan muzdarip olduğunu öğreniyorum; kimse evine giremiyor. Sonradan “birkaç kişinin vermiş olduğu rahatsızlıktan ötürü” evlerimize alınmadığımız haberi ulaşıyor bizlere. Evet evet sadece “birkaç kişinin hatası” herkese mal ediliyor. Burada mantık nerede?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapının kilidini değiştirip, camı kırıp, arka bahçeden dolanıp evime tekrar girebilir, misafirlerimi, arkadaşlarımı bu şekilde konuk edebilirim. Ya da pılımı pırtımı toplayıp başka bir adrese taşınabilirim elbette. Bunlar olası çözümler. Ama çözüm dediğin bir sorun karşısında üretilmez mi? Burada bir sorun olduğu belli ama sorun ben değilsem, benden kaynaklanmıyorsa neden ben kendi evime girmek konusunda böylesine çözümler aramak zorunda bırakılıyorum ki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahi bunun açıklaması nedir? Sadece okuduğumuz, yazdığımız, kendi kendimize karaladığımız, bununla yetinmeyip bu sayfaları “günce” kavramından çıkarıp da, fikirlerimizi, duygularımızı, anılarımızı, deneyimlerimizi paylaştığımız, kurulan bağlarla ve yapılan organizasyonlarla anadolu’da kız çocuklarımızı okuttuğumuz, İzmir’de diktiğimiz fidanlarla kendi adımızı verdiğimiz bir orman sahibi olduğumuz, hasta çocuğu için madden ve manen yapacak hiçbir şeyi kalmadığından son çare olarak bu sayfalar üzerinden bizden yardım eli isteyen bir babanın çığlığı olup yardım edebilmek amaçlı çırpındığımız blog sayfalarımız hangi nedenden ötürü ve hangi hakla karartılabilir? En doğal, en basit, en insani hakkımız olan “iletişim hakkımız” nasıl elimizden alınabilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farkında mısınız sansürlenen, karartılan, elimizden alınan sadece blog sayfalarımız değil aslında, hayatımız ve hatta insanlığımız...Peki aydınlık için birşeyler yapmamız gerekmez mi???&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***Yaklaşık 1 hafta sonra BLOGGER.COM üzerindeki kapatma kararının yürütülmesi durduruldu. Şu anda eskisi gibi bloglarımıza girebiliyoruz. Ne zamana kadar bilinmediği gibi internet üzerinde hala eksik kanun ve yanlış uygulamalar nedeniyle kapatılmış olan site ve yayınların varlığını da göz ardı etmemeli. İşte bu nedenle &lt;span style="color:#990000;"&gt;SERBEST YAZARLAR PLATFORMU&lt;/span&gt; haklarını savunmaya, taleplerini iletmeye ve demokratik çözümler aramaya yani kısaca yoluna kaldığı yerden aynen devam ediyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5528132704992466826-3090703119248873054?l=alaaddininsinirliablasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://alaaddininsinirliablasi.blogspot.com/2008/11/sansrlenen-sadece-bloglarimiz-mi.html</link><author>beenmaya.kirmizigunluk@gmail.com (beenmaya)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>2</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5528132704992466826.post-6474094750128576148</guid><pubDate>Wed, 29 Oct 2008 22:58:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-10-29T16:34:37.668-07:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kullanılmak</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>insan</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>unutulmak</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>sevgi</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>insanlık</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kaybolmak</category><title>Ben Vazgeçtim, Beni Sevmeyin!</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ehz2T2PImUs/SQjxY9056kI/AAAAAAAABnA/73-P0xnRNJI/s1600-h/The+death+of+a+queen+by+Manuel+Balea.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_ehz2T2PImUs/SQjxY9056kI/AAAAAAAABnA/VxVaf2jbEmo/s400-R/The+death+of+a+queen+by+Manuel+Balea.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style=";font-family:Georgia,&amp;quot;;" &gt;The Death Of A Queen by Manuel Balea &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div  style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div face="Arial,Helvetica,sans-serif"&gt;&lt;span style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Hiçbir şeyden yorulmadım bu hayatta birilerini memnun etmeye çalışmaktan  yorulduğum kadar... Düşünüyorum da, insanlara olduklarından fazla değer verirken  aslında o "fazla" kadar kendimi değersiz kılıyorum. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: arial;font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;" &gt;&lt;span style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;Sabahları, özellikle herkesin kendi karakterini yansıtan bir şekilde ardında  bıraktığı dağınık yatakları, sağa-sola atılmış pijamaları toplarken peydah  oluyor bu düşünce; "acaba bu gün kimi mutlu etsem, kimi beklenmedik bir  sürprizle şaşırtsam, ne yapsam, kimi, kimleri çağırsam, ne pişirsem, ne içirsem,  nereye götürsem, ne alsam,...?" &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: arial;font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;" &gt;&lt;span style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;Mesela, içinde kokusuyla birlikte dumanı tüten, bol köpüklü türk kahvelerinin  olduğu bir tepsiyle, yorgunluktan bitkin düştüğünü bildiğim ve aynı apartmanda  oturduğum bir arkadaşımın kapısını çalmak, bir an için nefes almasını, mola  vermesini sağlamak; öğleden sonra yaptığım kurabiyelerin pişerken çıkardığı  hindistan cevizi kokularının arasında, okuldan dönen çocuklarımı sevdikleri  arkadaşlarıyla birlikte mutfak masasının etrafında toplayıp onlara muzlu  milk-shake hazırlamak; özellikle bayramlarda çocuklara ikram etmek için aldığım  şeker, çikolatanın yanında ufak-tefek fakat kalplerini fethedecek hediyeler  düşünmek, aramak, bulmak, paketlemek; birisi hasta olduğunda üstüne titremek,  uygun bir ilacı arayıp bulmak, sektirmeden saatinde almasını sağlamak, takip  etmek; uykusuzsa, yorgunsa uzanıp dinlenebileceği, uyuyabileceği bir ortam  yaratmak; birbirini sevmeyen, birbirinden hoşlanmayan ve çok gerekmedikçe birbiriyle konuşmak istemeyen fakat çeşitli sebeplerden ötürü benim ortamımda  bir araya gelmiş iki insanı ayrı ayrı memnun etmeye, aradaki dengeyi kurmaya  çalışmak, birisinin yanında farkında olmadan bir on dakika fazla vakit geçirsem  diğerinin kaprislerini çekmek;  "canımsın" dedikçe, canım çıkana kadar suistimal  edilmek, "sensin" dedikçe, seni görmezden gelecek davranışlara katlanmak zorunda  kalmak; kendi evimde de, gittiğim yatılı misafirliklerde de sürekli eğlenen,  oynayan, seyreden, isteyen, oturan, yatan tarafta değil; çalışan, didinen,  pişiren, hazırlayan, kaçıran, dikilen tarafta olmak zira filmin en heyecanlı  yerinde kahveleri yapmak ya da acıkan birilerine birşeyler hazırlamak, karnını  doyuran herkesin fütursuzca sofradan kalkıp bir yerde konuşlanması sonucu  sofrayı ve dağılan mutfağı toplamak durumunda kalmak ve gariptir ki birilerinin beni hatırlayarak gelip yardım teklif etmesini beklerken içerde  patlayan kahkaha seslerine sinir olmak, hele ki bu sabah saatlerinde oluyorsa ve  mutfaktan dağılmış bir halde çıktıktan sonra, "bari biz de yatakları düzeltelim"  diye düşünülmemiş, üstüne üstlük sağa-sola atılmış yastıklarla daha da  dağıtılmış yatak görüntüleriyle karşılaşmak; tüm bunların üzerine bir yere  gidilecekse kusursuz ve eksiksiz hazırlanmış o kadar insanın içinde daha saçımı  bile taramaya vakit bulamamış bir halde dişlerimi fırçalarken, "aaa sen daha  dişlerini mi fırçalıyorsun, niye hazırlanmadın bunca zaman, hadi çabuk ol,  çabuk!" gibi kurulan cümlelere hayretler içinde kalmak; dönüşte herkes yorgun,  ayaklarını uzatmış, dil beş karış dışarda televizyon karşısında dinlenirken  hatta uyuklarken ben popomu bir dakika olsun bir yere koymadan bu sefer de  kendimi akşam yemeği için mutfağa atmak; yatılı gittiğim bazı yerlerde eşimle  bir on dakika görüşebilmek için üç-beş saat ev sahibinin rica-minnet  bilgisayar başından kalkmasını beklemek fakat aynı kişinin benim evimde  bilgisayarımın en ücra köşelerine kadar girdiğine, kendi malı gibi açıp  kapattığına şahit olmak, ses çıkarmamak, kalabalıkta kaybolmak, unutulmak,  kullanılmak, sürekli veren taraf olmak, sürekli ağırlayan taraf olmak, sürekli  çağıran taraf  olmak,......................................................................................................................&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: arial;"&gt;&lt;span style="font-size:large;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;TAN YORULDUM!!!&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: arial;"&gt;&lt;span style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;Bu şekilde anılmaktan ve sevilmekten de yoruldum! Arkamdan,  "Merhumu nasıl bilirdiniz?" sorusuna benim için verilecek tek bir cevap var: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: arial;"&gt;&lt;span style="font-size:small;"&gt; &lt;b&gt;"Çok verici bir insandı, içinde öyle bir insan sevgisi vardı ki, kendisi  insanlıktan çıkmıştı!"&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size:small;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;&lt;br /&gt;ChaotiC &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5528132704992466826-6474094750128576148?l=alaaddininsinirliablasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://alaaddininsinirliablasi.blogspot.com/2008/10/ben-vazgetim-beni-sevmeyin.html</link><author>mujgan.biber@gmail.com (CHAOTIC)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ehz2T2PImUs/SQjxY9056kI/AAAAAAAABnA/VxVaf2jbEmo/s72-Rc/The+death+of+a+queen+by+Manuel+Balea.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>6</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5528132704992466826.post-6297018914501099183</guid><pubDate>Thu, 23 Oct 2008 10:54:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-10-23T04:11:34.860-07:00</atom:updated><title>Aldırdım..Sinirlerimi :)</title><description>&lt;a href="http://farm1.static.flickr.com/110/304161193_ec66384c76.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 380px; CURSOR: hand; HEIGHT: 500px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://farm1.static.flickr.com/110/304161193_ec66384c76.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sinirlerimi aldırdım..&lt;br /&gt;Yıl kaçtı, bilmiyorum.&lt;br /&gt;Sanırım, bir yaz sabahıydı…&lt;br /&gt;Güne uyandığımda, yine aynı yerdeydim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Belki ben, ben değildim, bilmiyorum.&lt;br /&gt;Bunu anlamak için, bir süre konuşmam gerekti kendimle..içten içe&lt;br /&gt;Konuştuk..&lt;br /&gt;Sonra anlaştık, kendi aramızda..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkiye bölünelim dedik..&lt;br /&gt;Biri yaşasın bu dünyayı, diğeri umursamasın hiçbir şeyi..&lt;br /&gt;içinde neyse, bildiği de o olsun, inandığı da..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgi böyle bir şekil aldı içimde bu konuşmadan sonra..&lt;br /&gt;Böyle umarsız..böyle akışına..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç kimse değişmez bu fani dünyada..Değişmek isteyenler bile..&lt;br /&gt;Kural bu..ne doğduysan, onu yaşarsın..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüzünlü..&lt;br /&gt;Sinirli..&lt;br /&gt;Alıngan..&lt;br /&gt;Ürkek..&lt;br /&gt;Cesur..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farklı olmak istersin “O sevsin” diye&lt;br /&gt;Olamazsın..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“O farklı olsun” istersin daha çok seveyim diye&lt;br /&gt;Bulamazsın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızsan da değişmez hiçbir şey..&lt;br /&gt;En fazla “alışırsın”…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu alışkanlık seni boğduğunda da ,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Sinirlerini aldırırsın”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne mi bu şimdi?&lt;br /&gt;Ne mi anlattım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok mu önemli ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgiyle... :)&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Mel &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5528132704992466826-6297018914501099183?l=alaaddininsinirliablasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://alaaddininsinirliablasi.blogspot.com/2008/10/aldrdmsinirlerimi.html</link><author>yamanmel@gmail.com (Dene(MeL)er)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>1</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5528132704992466826.post-1909996679615385797</guid><pubDate>Thu, 23 Oct 2008 09:47:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-10-23T02:52:16.235-07:00</atom:updated><title>Yaşamak,ölüler arasında!</title><description>Ne çok tanıdık vardı oysa! Her biri hatıra şimdi,her biri sessiz birer hayal! Gülüş kimisi, kimisi bir demli çay sohbeti! Ayaktayız, yaşıyoruz ölüler arasında! Geriye bakıp, duygulanmamak elde değil! Kimisi, rakı masasında bir maç sohbeti!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyüyor muyuz? Ömür mü ilerliyor? Yoksa, eksilerek küçülüyor muyuz? Buraları eskiden yeşildi! Buraları hala yeşil bile kalsa, kalmadı söylenecek kişi! Tek tek gittiler, hepsi toprak oldu! Artık, hatıralarımızın üzerinde gezer olduk! Çiğnediğimiz toprak değil! Gülüş kimisi, kimisi bir demli çay sohbeti! Ayaktayız, yaşıyoruz ölüler arasında! Geriye bakıp, duygulanmamak elde değil! Kimisi, rakı masasında bir maç sohbeti!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktordu kimisi,hiç para almadan bakardı! Taksiciydi diğeri, iki adım da olsa, yayan gezdirmedi bizi! Enişteydi öbürü, çocukken en sevdiğin çukulatayı getiren! Arkadaşın dayısının kızıydı, genç yaşta kansere yenik düşen!...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraları eskiden yeşildi! Buraları hala yeşil bile kalsa, kalmadı söylenecek kişi! Tek tek gittiler, hepsi toprak oldu! Artık, hatıralarımızın üzerinde gezer olduk!&lt;br /&gt;Çiğnediğimiz toprak değil! Gülüş kimisi, kimisi bir demli çay sohbeti!&lt;br /&gt;Ayaktayız, yaşıyoruz ölüler arasında!...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5528132704992466826-1909996679615385797?l=alaaddininsinirliablasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://alaaddininsinirliablasi.blogspot.com/2008/10/ayaktayz-yayoruz-ller-arasnda.html</link><author>noreply@blogger.com (ZehirliÖrümcek)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5528132704992466826.post-6560191346805990827</guid><pubDate>Sat, 18 Oct 2008 09:36:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-12-15T00:13:53.682-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>beenmaya</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kırmızı günlük</category><title>GİTME VAKTİ</title><description>Susuyorsun. Bu seferki ne bir meziyet ne de erdem. Dile dökülmesi gereken o kadar çok kelime var ki şimdi, şu anda. Aklındaki ve yüreğindeki iyiye, güzele dair tüm sözcükler hırpalanmış ama olsun. Yaralarımızı sarabilir, eskilerinin yerini tutmasa da yeni kelimeler bulabiliriz belki. Hem her bitiş yeni bir başlangıç değil midir zaten? En azından denememiz lazım, biliyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Susuyorsun. Yakışmıyor oysa sana. Sessizlik çok fazla, gereksiz büyüyor etrafında. Huzursuz, tedirgin bir şey sinsice içinde kök salıyor, göremesen de iliklerine kadar hissediyorsun. İsimsiz bir savaş meydanındasın sanki şu anda, cephelerin farklı, süngülerin düşük. Her şey olup bitmiş bir anda, dağılmış, her cepheden bozguna uğramışsın, etrafın kırık dökük. Ne yengi var ortada ne de yenilgi. Savaş ganimetleri saçılmış ortalığa, paylaşılmayı bekliyor. Savaşları sevmezsin sen oysa, için kaldırmaz böyle şeyleri. Ama ucundan bir yerlerden tutunabilmek için hayata biraz da mücadele etmek gerek, görüyorsun. Hem senin savaşın bir başkasıyla değil aslında, kendi kendinle, anlamıyor musun? Tek bir sözünle sona erecek tüm bu yangın, bu düğüm çözülebilmek için senden gelecek tek bir sese muhtaç. Özgürlüğüne adım atman, yaşama yeniden sarılman sadece senin kuracağın cümlelere bakıyor. Birazcık umut et, birazcık cesaret göster sadece. Bir savaş tutsağı olmak inan sana hiç yakışmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Susuyorsun. Oysa görüyorsun sen de, uçurumun kenarında dolaşıyorsun yalın ayak. Aradaki boşluk o kadar sığ ki aslında, düşsen bile boğulmayacaksın, neden korkuyorsun? Bunun bir ilgisi yok zorlama ya da dayatmayla. Elini uzatanlara inat, duvarlar örüyorsun herkesle arana sessizlik tuğlalarınla. Gitgide ulaşılmaz, uzlaşılmaz oluyorsun. Duvarın kırık dökük çerçevelerle dolu oysa. Parçalanmışlıklar üzerine kurulu bir yaşanmışlık, kabullenilmiş bir kararsızlık sonrası ve çoktan can vermiş çocuk yanının üzerinde oynadığın ölümcül oyunlarla kendi resmini çiziyorsun. Her zamanki kaçışlarına sığınmayı seçiyorsun yine. Gözlerine bakmadığın bedenlerle sevişip, bedenlerini bilmediğin gözlere en doğru yalanlarını sunarak belki de binlerce çerçeveyi kırıp parçalıyorsun. Azalıyorsun günden güne. Tek bir iplik parçasıyla bağlı olduğun yaşam avuçlarından kayıp gidiyor. Uzanıp ta tutmuyorsun. Bir konuşsan oysa, bak nasıl kurulacak yaşamla arandaki köprü yine. İplerine çözülmez, kopmaz düğümler atılacak. Yıkılacak tüm duvarlar, kilitli kapılar açılacak sonuna dek. Çerçeveler değişecek, tozu alınacak tüm resimlerin, ve zamanın en güzel anlarına asılacak. Söz veriyorum sana, her şey daha güzel olacak, yoksa artık sözüme güvenmiyor musun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi silkelen artık, canlan kalk yerinden diyorum sana. Ölüm sessizliği yaşatma artık bana. Son ver tüm bu karmaşaya, yağıp sel ol ki bana sona ersin bu yangın. Tek başıma bırakma beni buralarda, ben sensiz yapamam, biliyorsun. Hadi artık alacaklarını al ve geride bırak tüm kalanları. Odaların, evlerin, sokakların hayatın üzerine çek vur kapıyı. Yeni odalar, evler, sokaklar, yeni bir hayat bekliyor bizi. Açılacak yeni kapılar var daha, vakit dar, gitmemiz lazım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5528132704992466826-6560191346805990827?l=alaaddininsinirliablasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://alaaddininsinirliablasi.blogspot.com/2008/10/gitme-vakti.html</link><author>beenmaya.kirmizigunluk@gmail.com (beenmaya)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>0</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5528132704992466826.post-1808193598235406141</guid><pubDate>Fri, 03 Oct 2008 13:51:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-10-03T06:52:19.402-07:00</atom:updated><title>Yolun açık olsun</title><description>Hey sen! Acının rengine boyama kendini. Hemen bir deniz kıyısına git şimdi,cebinde ne kadar kelime varsa dünden kalan ve ne kadar hatıra kaldıysa yalan dolan, savur sonsuz maviliklere! Kapat gözlerini sonra, bırak damarlarında sadece hayat aksın, hisset yaşadığını, ölmek için çok erken...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyninin duvarlarında asılı tüm fotoğraflar! Hepsi özenle çerçevelenip, nazikçe çivilendiler! Sen her gün boş bir odaya girip, beyninin duvarlarında yaşadın sevdanı! Şiirlerin havaya yazıldı, şarkıların rüzgara söylendi! O odada o hiç olmadı! O olsaydı eğer, neden üşüyorsun? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalan söylemene gerek yok, sen de biliyorsun! Şizofren bir akıl seninkisi, kendin yarattın, kendin aşık oldun, kendin sevdin, kendin özledin, kendin ağladın, kendin sustun, kendin çoştun, kendin yutkundun, kendinde kaybldun...Bunlar doğru değilse, neden tek başınasın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat bir gül gibidir dostum! Herkes gül'ün kokusunu ve yumuşaklığını ister! Ama kolay mı bir gül'e sahip olmak ve gülmek? Dİkenleri aşmadan, elleri yaralanmadan, kan akmadan kolay mı? Hayatın tüm acıları bir rende gibi yüreğini öğütecek ve sen her acıda, dahada büyüyerek gireceksin yaşam kavgasına. Hepimiz yalnızız dostum hem de hepimiz! Eğer öyle değilse, düşündüklerini neden duyamıyorum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne zaman çaresiz hissetsek kendimizi, kaçmak kurtulmak isteriz. Herşeyden ve herkesten uzaklara gitmek, yok olmak! Bilmiyorsun dostum, kendimizden kaçamayız, beynimizden kaçamayız! Eğer kaçabiliyorsak neden ağlıyoruz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir güneşten, aydan ve yaşamdaki her varlıktan örnek alacaksın! Bakacaksın; Güneş hep yalnız ve kimsesiz ama hayattaki görevini hiç bir gün bırakmıyor! HEr sabah ufuktan bize merhaba diyor! Kendisi yanıyor dostum! Senden farkı yok inan bana yanıyor! Alev alev kim bilir ne acılar çekiyor! Ama ona ihtiyacı olanları bu hayatı yalnız bırakmıyor! Yaşadıklarımızı içimize, yaşama hırsımızı dışımıza vurp, sıkılmış bir yumruk gibi girmeliyiz bu hayatın tam ortasına! Eğer "Bana kim ihtiyaç duysun?" diye soruyorsan, ben neden bunları yazıyorum?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman en değerli parça hayatımızda! Hiç bir anı geri döndürme şansımız yok ve inan bana sevgili dostum hiç bir anı harcamaya haddimiz yok! Zaman harcanmaz dostum zaman değerlendirilir! Anın zerresini bile titizlikle harcamalısın! Şimdi git ve kendini toparla! Herkezin biraz zamana ihtiyacı var! Ama bu zamanı harcama, değerlendir! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşey kendi elinde dostum! Senin içinde herşey...Senin içindi herşey...Seni çok sevdiğimiz için...Yalnız değilsin...Yolun açık olsun...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5528132704992466826-1808193598235406141?l=alaaddininsinirliablasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://alaaddininsinirliablasi.blogspot.com/2008/10/yolun-ak-olsun.html</link><author>noreply@blogger.com (ZehirliÖrümcek)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>7</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5528132704992466826.post-4475129336708100098</guid><pubDate>Mon, 29 Sep 2008 14:04:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-09-29T07:05:40.799-07:00</atom:updated><title>MUTLU BAYRAMLAR</title><description>BU BAYRAM HİÇ ÜŞENME İNSANLARI ZİYARET ETMEKTEN! SENEDE 1 KEZ DE OLSA 3 GÜNÜNÜ ONLARA AYIR! KİMSESİZ ÇOCUKLAR, YAŞLILARA ve SANA İHTİYACI OLANLARA...UNUTMA HER GÜNÜN SADECE ÖMRÜNDEN ELİNDE KALANLARIN İLK GÜNÜ ve YAPACAKLARINI, KALAN GÜNLERİNLE İDARE ETMEK ZORUNDASIN...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İYİ BAYRAMLAR ABLALARIM&lt;/strong&gt;...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5528132704992466826-4475129336708100098?l=alaaddininsinirliablasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://alaaddininsinirliablasi.blogspot.com/2008/09/mutlu-bayramlar.html</link><author>noreply@blogger.com (ZehirliÖrümcek)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>6</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5528132704992466826.post-7521868460765657871</guid><pubDate>Mon, 29 Sep 2008 07:30:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-09-29T01:12:30.545-07:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>bayram</category><title>RAMAZAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN...</title><description>&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#333333;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#333333;"&gt;&lt;a title="RAMAZANSON by kepcesihirli, on Flickr" href="http://www.flickr.com/photos/28420822@N03/2896418482/"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#333333;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#333333;"&gt;&lt;a title="bayramson by kepcesihirli, on Flickr" href="http://www.flickr.com/photos/28420822@N03/2898378550/"&gt;&lt;img height="281" alt="bayramson" src="http://farm4.static.flickr.com/3260/2898378550_ca2a8dbc23_o.jpg" width="351" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hepinizin Ramazan Bayramını kutluyor; sağlıklı, sıhhatli nice bayramlar diliyorum..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#333333;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;color:#333333;"&gt;Bayram sevinciniz yüreğinizden hiç eksilmesin...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5528132704992466826-7521868460765657871?l=alaaddininsinirliablasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://alaaddininsinirliablasi.blogspot.com/2008/09/ramazan-bayraminiz-kutlu-olsun.html</link><author>sihirlikepce@gmail.com (Feyza Fidan)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>7</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5528132704992466826.post-8009693164751768751</guid><pubDate>Sun, 28 Sep 2008 23:56:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-09-28T17:14:03.319-07:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>yorgunluk</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>bayram</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>şeker</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>alışveriş</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>telaş</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kalabalık</category><title>Bayram Şekeri</title><description>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ehz2T2PImUs/SOAbNqf2vQI/AAAAAAAABYQ/mXgZ3xIny_s/s1600-h/little-pea-candy-in-a-bowl.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_ehz2T2PImUs/SOAbNqf2vQI/AAAAAAAABYQ/SwsPTT6g3EA/s320-R/little-pea-candy-in-a-bowl.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;Malum önümüz bayram. Sokaklar, mağazalar, dükkanlar, marketler tıklım tıklım kalabalık. Önce her işini son güne bırakan, yumurta kapıya dayanınca harekete geçen ve bu kalabalığı oluşturan insanlara kızıyorum; sonra o kalabalıktan biri olduğum için de kendime...&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;Girdiğim dükkanlarda satış elemanlarının veya dükkan sahiplerinin tam benimle ilgilenirken ve henüz işim bitmemişken beni orta yerde bırakıp başka insanların işlerine koşmalarına da sinir oluyorum. Bayram nedeniyle yaşadıkları yoğunluktan dolayı çok sıkıştıklarını ve herkese yetemediklerini çok iyi anlıyorum fakat madem durum böyle ve her bayram bu olay tekrarlanıyor; bu işi bir sıraya koyun. Önce gelen ve isteğini belirtenin bir öncelik hakkı olsun. Dün sırf bu yüzden iki dükkanı terk etmek durumunda kaldım ve arkamdan neredeyse sokağın köşesine kadar gelen dükkan sahibinin özür dilemesine, beğendiğim ürünleri daha sakin olan ikinci şubelerine getirtme önerilerine rağmen de geri dönmedim!&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;Sonra yine girdiğim bu dükkanlarda seçimlerime karışan, beni seçtiğim şeylerden vazgeçirmeye çalışan ya da ısrarla başka bir ürünü satmaya çalışan dükkan sahipleri veya satış elemanlarına da sinir oluyorum. Kardeşimin hediye olarak yapıp getirdiği 1500'lük puzzle tablomu çerçeveletmek için girdiğim dükkanın sahibi, benim beğendiğim ahşap koyu kahverengi çerçeveyi beğenmeyip, ısrarla önüme altın varaklı klasik çerçeve modelleri çıkarıp durdu. O tarz modellerin tabloyu kullanacağım odadaki eşya ve mobilyalarıma uymadığını ve defalarca seçtiğim çerçeveyi istediğimi belirttikten sonra hoşnutsuz bir yüz ifadesiyle kabul etti ve yapmaya koyuldu. Bir de tablom çerçevelenip tamamen bittiğinde ise, bana dönüp işaret parmağını da suratıma doğru sallayarak, "seni gidi seniii, anlıyorsun sen bu işlerden, çok yakıştı, çoook!" demesi yok muydu?&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;Bir de eşim için seçtiğim çizgili bir gömleğin üzerine ısrarla bana çok renkli ve desenli bir süveter satmak isteyen kızlar vardı kiii... "Hayır!" diyorum, "şayet gömlek düz ve tek renk olsaydı seve seve önerdiğiniz bu süveterlerden alırdım, fakat gömlek zaten çizgili ve üzerine desenli bir süveter gitmez. Ben düz ve tek renk bir süveter istiyorum!" Onlarsa hala bana, "ama neresini beğenmediniz anlamadık ki, bu modellerden çok sattık, herkes çok beğenerek aldı." diyorlardı. "İmdaaat!" diye bir çığlık attım içimden ve, " düz ve tek renk olan süveterlerinizi görebilir miyim?" diye sordum. Kız, "ama bizde o şekilde süveter yok ki, sadece bunlar var." diye cevap verdi. "Haaa şimdi anlaşıldı!" diyerek gömleği de bırakarak çıktım.&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;Bilemiyorum belki de bir takıntı bu benimki... İki düz şeyi yanyana getirip kullanıyorum da, iki desenli şeyi asla yanyana yakıştıramıyorum ve kullanamıyorum. Gömlek düzse şayet kravat desenli olmalı, süveter desenliyse gömlek düz... Ya da koltuklar çiçekli veya çizgiliyse halı düz olmalı gibi... Aksi takdirde gözümü ve beynimi yoruyor bu tarz görüntüler...&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;Günün son sinir bozucu olayı ise bir kuruyemişçide yaşandı. Kokusuna dayanamayarak almak istediğim türk kahvesi için girdiğim kuruyemişçide, "100 gr. kahve alabilir miyim?" dediğimde adamın bana öyle bir bakışı vardı ki, görmeliydiniz. Sanki kendisinden 100 gr. kıyma istemişim. Siz hiç, "yarım kilo kahve!'" diyen birine rastladınız mı? Ben rastlamadım. Kahvecileri saymazsak, Türk kahvesi bayatlamasın diye az az alınır, taze taze tüketilir ve bittikçe yerine yenisi alınır. Üstelik 100 gr. da bir kese kağıdını neredeyse tamamen dolduruyor. Bu maddi olanaklarla değil; tamamen keyifle alakalı birşey. Üstelik olsa bile, bir insanın belki de bayramdan bayrama evine soktuğu, sokacağı kahveye bu kadar para ayırabilmesi ayıp mı?&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;Aslında bu yorgunluklar; ev temizliğinde, mutfakta, alışverişte  yaşanan bu telaşlar heyecanla karışık bir mutluluk içeren tatlı yorgunluklar. Bir de bu mutluluğun üzerine gölge düşüren böyle insanlar olmasa...&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;Herkese sağlık içinde geçireceği, huzurlu ve mutlu bir bayram diliyorum. Bir çocuk sevinci içinde kutlayacağımız, "eski bayramlar" tadında bir bayram olsun! Şeker Bayramlarının en şekeri olsun!&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;Sevgilerimle...&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_ehz2T2PImUs/SOAZzyjR_DI/AAAAAAAABYI/ejp53yKMkMQ/s1600-h/seker1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/_ehz2T2PImUs/SOAZzyjR_DI/AAAAAAAABYI/H0Vo-8S2Fbw/s400-R/seker1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family:Arial,Helvetica,sans-serif;"&gt;ChaotiC&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5528132704992466826-8009693164751768751?l=alaaddininsinirliablasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://alaaddininsinirliablasi.blogspot.com/2008/09/malum-nmz-bayram.html</link><author>mujgan.biber@gmail.com (CHAOTIC)</author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_ehz2T2PImUs/SOAbNqf2vQI/AAAAAAAABYQ/SwsPTT6g3EA/s72-Rc/little-pea-candy-in-a-bowl.jpg' height='72' width='72'/><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>4</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5528132704992466826.post-3643131012733539476</guid><pubDate>Tue, 23 Sep 2008 08:51:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-12-15T00:14:19.021-08:00</atom:updated><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>beenmaya</category><category domain='http://www.blogger.com/atom/ns#'>kırmızı günlük</category><title>BEN "İNSAN"IM...</title><description>Ben "insan"ım. Yaşımın, işimin, yaşadığım coğrafyanın, kimlik rengimin hiçbir önemi yok. Hatta adımın bile... Ben sadece bir "insan"ım. Aklımın alabildiği, beş duyu organımın hissedebildiği ve yüreğimin olabildiği kadar insan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kem gözlerin ve kem sözlerin hüküm sürdüğü bu akılalmaz zamanlarda, söz söyleme cesaretini gösterip, söyleyebilecek söz bulamayan veya sözü olamayanların çirkince susturduğu nice sayısız isimden biriyim bende... Hem Hırant Dink'im hem de bir o kadar Uğur Mumcu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hem sokaktaki yaşam savaşında, hayata kendince tutunmaya çalışan tinerci çocuğum ben, hem de dünyanın herhangi bir yerinde açlık sınırına, sınırlar ötesi dayanma gücüyle karşı koymaya çalışan binlercesinden biri... Hem bir köşede, oyuncak diye eline tutuşturulan kurşunlarla akıllara zarar oyunların en ağırını ödemekteyim küçücük bedenimle, hem de başka bir toprak parçasının üzerinde annemin reva görüldüğü en ağır işkenceleri kaydetmekteyim güzel gözlerimle silinmemecesine belleğime...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Utanılacak hiçbir şey yapmadığı halde adı tam olarak yazılmayan F.T'yim ben, namus kisvesi altında töreye peşkeş çekilmiş, ve A.Ö'yüm; aynı zihniyetin insani tanımlaması olmayan davranışlarına maruz kalarak daha 16 yaşında anne belletilmiş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesim ben... kadın, erkek, çocuk, siyah, beyaz, ermeni, türk, yahudi, müslüman farketmez. Herkesi ve herşeyi görebildiğim, duyabildiğim, hissedebildiğim kadar herkes... Her türlü insanlık dışı söze, davranışa, harekete şiddetle karşı çıkabildiğim, tepki verebildiğim avazım çıktığı kadar karşı koyabildiğim kadar insan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adım Özlem ve öncelikle "insan"ım ben. Cinsiyetim, yaşım, rengim, dilim, ırkım hepsi sonra gelir...İnsanca olan, insana yakışan her sözü, davranışı, hareketi başımın üzerinde taşır, iyi ve güzel bellerim. Önünde saygıyla eğilirim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni böyle kabul eden, duyan, gören, dinleyen, hisseden beri gelsin...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5528132704992466826-3643131012733539476?l=alaaddininsinirliablasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://alaaddininsinirliablasi.blogspot.com/2008/09/ben-insanim.html</link><author>beenmaya.kirmizigunluk@gmail.com (beenmaya)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>12</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5528132704992466826.post-2425201787293014046</guid><pubDate>Mon, 15 Sep 2008 23:43:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-09-15T16:50:28.030-07:00</atom:updated><title>GİRİT' te KIŞI YAŞAMAK</title><description>Sabah henüz olmamıştı! Sobada geceden kalma biraz sıcaklık hala duruyor. Pencereye yaklaştım dışarısı aydınlıktı ama sabah hala olmamıştı! Karın beyazlığı ve o muhteşem soğukluk hissi tüm bedenimi sarmıştı! Burnum akıyordu hafiften. Cama yaklaştım iyice, biraz araladım ve bahçedeki kar kokusunu ciğerlerime çektim! Sanırım yaşamak buydu! Hissediyordum her bir kar tanesini ve yaşamak için bir nedenim olduğunu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gün çok heyecanlıydım aslında! Sabah olmadan önce kilisenin hemen üzerindeki tepede buluşacağız onunla! Kimselere görünmeden gidip görüşmemiz lazım! Hemen üzrimi giymeye başladım! Çoraplarımı giyerken, ayaklarımın buz gibi olduğunu ellerim deyince hisediyorum! Yün çorap seçtim bu gün. Kar soğu da bir başka oluyor! Tüm şehiri örttü işte ve bir benim sevdam dışarda kaldı bu soğukta! Hemen giyinip kapıya doğru yöneldim! Kimseyi uyandırmamak için büyük bir titizlikle araladım kapıyı ve kendimi beyazların içine salıverdim! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında çok soğuk dışarısı! Yalnız heyecandan olsa gerek ya da çok hızlı yürümekten terledim bile! Yazın da bir başka olur buraları aslında! İnsan sevdalanacaksa burada sevdalanmalı! Yürüken karla sohbet ediyordum sanki; her kart kurt sesinde bana birşeyler anlatıyor gibi, tarihten, bugünden, yarından...Kiliseye yaklaştım. Geceye tek delil ayak izlerim oldu! Tepeye doğru çıkıyorum, çıkarken bakıyorum ki ayak izleri var! Demek ki gelmiş! Ah bak nasılda heyecanlandım iyiden iyiye! Buluşacağımız yerden çok güzel gözüküyor şehir! Sanki tek sıra olmuş gibi ayaklarımızın altında bembeyaz bir deniz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıya çıktığımda ayak izlerinin klisenin papazına ait olduğunu gördüm! Çok şaşırdım ve korktumda! Papaz bey beni karşıladı;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hayırdır bu saatte?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Uykum kaçtı, şehri izlemek istedim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Biliyor musun? Ben hemen hemen her gün bakıyorum bu şehre buradan! Bu gün erken çıkıp bakmak istedim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-(Bu gün he? dedim içimden) Bu günün bir özelliği var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Aslında var! Çok sevdiğim komşum dimitri istanbula taşındı bu gece! Ani bir karardı ve ailece gittiler!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ne?Nasıl? Neden? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyerek saçmalamaya başladım! Olamazdı! Daha dün akşam üzeri ayarlamıştık bu buluşmayı! Demek gittiler he? Şimdi ne yapacağım? Allahım! Sus pus olup kalmıştım öylece!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Papaz efndi biliyordu sevdamızı! Ben olduğum yere çöktüm, ellerim başımda beyazlar altındaki şehre bakıyordum ıslak gözlerle! Papaz efendi omzuma elini koydu;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Evlat! Sen de falza kalma! Haydi iyi sabahlar! Dedi ve gitti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız bir şehir ve yalnız bir ben! Girit sevdanı yaşamakta zor ayrılığını yaşamakta...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5528132704992466826-2425201787293014046?l=alaaddininsinirliablasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://alaaddininsinirliablasi.blogspot.com/2008/09/girite-kii-yaamak.html</link><author>noreply@blogger.com (ZehirliÖrümcek)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>9</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5528132704992466826.post-6397751809351543506</guid><pubDate>Sun, 14 Sep 2008 21:18:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-09-14T14:19:14.039-07:00</atom:updated><title>Çikin Kurba</title><description>Saat 01:00, bir kaç adam var iskelede,&lt;br /&gt;Herkes birisini bekliyor ve her birisi bir köşede,&lt;br /&gt;Bir de bir kurba var, hemen iskele babasının üzerinde.&lt;br /&gt;Sisli bir gece, hafif soğuk var ve biraz ürpertetircesine!&lt;br /&gt;Yanaşıyor işte gemi, hareketlendi birden iskele,&lt;br /&gt;Bir kurbağa kaldı geride ama onunda gözleri gemide,&lt;br /&gt;Kurba dedimse, çikin bişey yani, nerden girdiyse bu şiire?&lt;br /&gt;İniyor yolcular bir bir, ellerinde bavul dolusu hayalleriye,&lt;br /&gt;Ve her hayal kavuşuyor bir bir bekleyenine.&lt;br /&gt;Kalabalık yürüyorken "cork" diye bir ses!&lt;br /&gt;Yoo! Çikin kurba değil o, kenarda kalmış çürük bir domates!&lt;br /&gt;İskele boşalıyor işte,&lt;br /&gt;Bir çikin kurba bir de küçük bir kız kaldı geride.&lt;br /&gt;Yürüdü kız yavaş yavaş, döndü baktı gemiye,&lt;br /&gt;Sonra çikin kurbaya yöneldi niyeyse?&lt;br /&gt;Çükün kurbanın gözleri büyüdü, başladı titremeye,&lt;br /&gt;Küçük kız, hızlandı ve yanaştı iyice,&lt;br /&gt;Uzattı elini çikin kurbaya, yanaştırdı çikini göğsüne,&lt;br /&gt;Baktılar biraz uzunca,&lt;br /&gt;Küçük kız kurbanın, çikin kurba kızın gözlerine,&lt;br /&gt;Uzattı dudaklarını küçük kız,&lt;br /&gt;Öptü çikin kurbayı, onu çok özlemişcesine!&lt;br /&gt;Birden ışıl ışıl oldu tüm iskele, şaşırdı şair bu işe!&lt;br /&gt;Bir baktı ki; Çikin olmuş bir prens!&lt;br /&gt;Küçük kız olmuş prenses! Vay be!&lt;br /&gt;Yalan değil tüm bunlar,&lt;br /&gt;Bakıyorum inanmıyorsun, söyle niye?&lt;br /&gt;İnanmassan atla bir gemiye, gel bu iskeleye,&lt;br /&gt;Çikin kurbayı, küçük kızı bulamassın ama,&lt;br /&gt;Dilden dile dolaşan hikayeleri yayıldı her yere...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5528132704992466826-6397751809351543506?l=alaaddininsinirliablasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://alaaddininsinirliablasi.blogspot.com/2008/09/ikin-kurba.html</link><author>noreply@blogger.com (ZehirliÖrümcek)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>3</thr:total></item><item><guid isPermaLink='false'>tag:blogger.com,1999:blog-5528132704992466826.post-3245721033443648352</guid><pubDate>Fri, 12 Sep 2008 12:28:00 +0000</pubDate><atom:updated>2008-09-12T05:28:49.461-07:00</atom:updated><title>Tuzlu ve Islak</title><description>Ağlarken, gözlerinden yaş yerine dökülen bendim sanki! Her bir damlası ve tuzu, adımdı sanki, sessicce haykırdığın! Tuzlu ve ıslak! Nefes alırken, tam göğsünün ortasında şişip inen bendim sanki! Her nefes alışında içine dolan ben, her nefes verişinde senden ayrılan ben! Bir nefeslik ömürdüm belki! Bir nefeste tüm damarlarına dağılan, kalbine giden kandım! Gözyaşındım, tuzlu ve ıslak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben sana hep kendi açımdan baktım oysa, bencillliğin daniskasıyım işte! Kendi dünyam, kendi hayallerim, kendi arzularım! Kendi içimde bir sen! Oysa önemli olan, sende bir ben yaratabilmekti! Senin tüm dokularında, beş duyu organında, duymayan organlarında! Kendimde bir sen zaten varken, sende bir ben yaratmalıydım aslında! Bencil! Ben ve cil, iki hece ve ikiside ben!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında ağlayan ben olmalıydım, gözünden akan değil, gözümden akan olmalıydın! Tuzlu ve ıslak! Ağlamak rahatlamaktır, oysa ben ağlarken hiç rahat değildim! Çünkü sen rahat değildin! Ölüm sessizliğiyken gecelerin, çoşkun ağlamalarla kutladım yalnızlığımı, bencillik işte! Aslında ben hep kendime ağladım! Sana olmalıydı tüm ağlamalarım! Tuzlu ve ıslak!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5528132704992466826-3245721033443648352?l=alaaddininsinirliablasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</description><link>http://alaaddininsinirliablasi.blogspot.com/2008/09/tuzlu-ve-islak.html</link><author>noreply@blogger.com (ZehirliÖrümcek)</author><thr:total xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'>4</thr:total></item></channel></rss>